MALUMAT HAFIZLIĞI VE SOSYAL KOMPLİKASYONLAR


Bu makale 2018-05-17 05:16:52 eklenmiştir.
ANALİZ - Sahra Şahin

Türkiye’de eğitim sisteminden, Avrupa’da da Türklerin eğitim düzeyinden şikâyet ediyoruz. Türkiye, sosyo-ekonomik yapısı, okullaşma oranı ve eğitim sistemi açışından istenilen standartı yakalamış değildir. Üniversiteleşme süreci tamamlanmış değildir. Bu nedenle orta öğretim düzeyinde PISA sonuçlarına göre arka sıralarda yer alırken üniversite eğitiminde de istenilen düzeye ulaşmış değildir.

Geçen haftalarda yayınlanan bir araştırmada ev ödevine yardım eden ülkeler sıralamasında Türkiye dünyada Hindistan ve Vietnam’ın arkasından üçüncü sırada çıkmıştı. Aynı araştırmaya göre gelişmiş ülkeler son sırlarda yer almaktadır.[1] OECD’nin yayınladığı bir rapora göre de dünyada haftalık 60 saat üzeri çalışan ülkeler arasında da Türkiye açık ara birinci çıkmıştı.[2]

Demek ki, “çalışmıyoruz ve bu yüzden geri kalıyoruz, Avrupa çok çalışıyor ondan gelişmiştir” şeklindeki analizden yoksun normatif cümle ve algılamalar pek gerçekliği yansıtmıyor. Hâlbuki bu çalışma oranlarına göre dünyanın en gelişmiş ülkesi olmamız gerekirdi.

Benzer durumun dini yaşam alanında da geçerli olduğunu düşünüyorum. “Eğer dinimizi doğru yaşasa idik böyle olmazdık, bunlar başımıza gelmezdi” gibi anlayışlar da aynı durumu yansıtmaktadır. Dinin, ne kadar yaşandığından çok nasıl yaşandığın önemlidir öncelikle. Yanlış dini algı ve yaşamın yanlış sonuçlar doğurduğu da tecrübe ile sabittir.

O halde, teşhis belli. Nitelikli ve sistemsiz çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’de okullarda ve üniversitelerde sınav endeksli ve ezbere dayalı bir sistem olduğu helkesin malumu. Öğretmen merkezli olan, öğrencinin takipçi ve taklitçi durumda olduğu bir sistem. Olması gereken, öğretmen ve hocanın rehber, öğrencinin aktör olduğu, öğrencinin daha çok okuyan ve yazan veya öğrenciye daha çok yazdıran ve okutan bir sistem. Yazan kişi, kurgular, tasavvur eder, tahayyül eder, keşfeder…

Bugün, kaç öğrencinin bir öykü kitabı, bir masal veya hikâye kitabı bulunmaktadır? Ya da 10 yıllık okul hayatını biyografik tarzda yazabilen bir öğrenci var mıdır? Bugün, “herkes kendi hayatını yazsın” denilse kaç kişi yazabilir? Yaşadığını yazamayan birey, yaşamadığı veya görmediklerini, uzak veya gizli olanı nasıl keşfedebilir?

Okuyup yazmayan birey öğrenememektedir. Dahası, yazmaya başladığı zaman öğrenmeye ve daha çok okumaya başlamaktadır. Bilmiyorum, bugün sadece bir romandan sınav yapan Edebiyat ve Türkçe hocası var mıdır? Ya da sınavda bir öykü ya da masal yazdıran…

Dini alanda da fakülte, medrese ve benzeri yapılarda daha çok ezbere dayalı bir sitemin olduğu, oradan mezun olanların bilgiyi yorumlama tarzından belli olmaktadır. Geçmişten kopan ve içine kapanan medrese usulü eğitim ise bugün fakültelere göre çok daha geri kalmıştır.

Bu sistem, ezberleyen ve kısa sürede unutan bir beyin yapısı oluşturmaktadır. Analiz eden, doğru soru soran, kritik edebilen, metodoloji geliştiren ve onu doğru uygulayan bir düşünce yapısı gelişmemektedir. Sonuçta,  malumat ezberciliği yapan, onu da kendi dünyası, inancı ve tarafı perspektifinde aktaran birer Malumat Hafızı ortaya çıkmaktadır. Durum budur. Buradan yaratıcı beyinlerin ve analizci yaklaşımların doğması mümkün değildir.

Bu tür bireylerde, zaman ile uyumluluk sorunu ortaya çıkmaktadır. Zaman ile uyumsuzluk mevcut meselelerin çözülmesini zorlaştırırken, yeni problemleri doğurmakta ve sorunlar yumağı oluşmaktadır. Pek çok çözümsüz durum, ortaya psikolojideki komorbidite (çoklu sorun yumağı) rahatsızlığına benzer şekilde sosyal yaşamda da sosyal komplikasyonların oluşması sonucunu doğurmakta ve geleceğin kurulması imkânsızlaşmaktadır.

Sonuçta, zaman dışılık ve gerçeklik kaybı yaşayan karakter ve kişilikler ortaya çıkmaktadır. Realite ve rasyonaliteden kopukluk, geçmişe yönelik nostalji ve fantezi üzerine hayal ve rüyaların artmasına, geçmişin nostaljisi ile gelecek inşası kurma irrasyonalitesine düşme sonucunu doğurmaktadır.

Eskatolojik yaklaşımlar, kurtuluş ideolojisi, selefi anlayışlar, anakronik ve entegrist yorumlamalar ve gnostik inanışların temelinde de bu gerçeklik kaybının etkisi büyüktür.

Son dönemlerin tartışma konusu Deizm’i bir de bu perspektifte düşünmek yeni ufuklar açacaktır. Sosyolojik saha çalışmaları bu konuları daha nesnel ele almamızı sağlayacaktır.



[1] https://www.weforum.org/agenda/2018/05/indian-parents-are-most-likely-to-help-their-child-with-their-education

[2] https://www.facebook.com/theOECD/photos/a.10150177273897461.304209.73290362460/10154363143437461/?type=3&theater

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri