Almanya Seçimlerinin Bize Dokunan Tarafı


Bu makale 2017-09-28 01:27:28 eklenmiştir.
Mahmut Aşkar

Almanya’nın çok partili demokrasi tarihinde, 24 Eylül 2017 seçimi süresinde olduğu kadar, Türkiye ve Türkler siyasilerin en öncelikli gündem maddesi hiç olmamıştı. Bu durum bugünden sabaha oluşmadı... Doğu ve Batı olarak, İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde bölünmüş Almanya’nın, 1989’un sonbaharında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla yeniden birleşmesinden sonra, Almanya, Almanyalı Türklere bir başka gözle bakmaya başladı. Bu bakış, Soğuk Savaş Dönemi’ndeki bakıştan çok daha farklı ve inciticiydi. 

Aile ortamında, iş yerinde veya bira masalarında Türkler aleyhinde o kadar çok olumsuz şeyler konuşulmuş olmalı ki, önce Mölln’de (1992) daha sonra Solingen’de (1993) Türklerin oturduğu evler, ırkçı ve yabancı düşmanı Almanlar tarafından kundaklandı, insanlar yanarak can verdi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya tarihine “NSU (Nasyonal-Sosyalist Yeraltı Örgütü)” olarak geçen, özellikle de Türkleri öldürmek için kurulmuş örgüt, 1998’den itibaren sekiz Türk’ü, Türk zannettikleri bir Yunan vatandaşını ve bir de Alman polisini katletti. Bunlar, günlük haber dinleyen veya gazete okuyan herkesin bildiği olaylar olsa da, Türk/Türkiye aleyhtarı bugünkü gelişmelerin bir önceki safhasını hatırlatmak istedik. Özellikle 2000’li yılların başlarından itibaren Avrupa ve diğer Batılı ülkelerde, komünizmden boşalan “düşman” yerine İslâm’ın oturtulmasıyla, neredeyse bir ideolojik formata dönüşen İslâm/Müslüman karşıtlığı, “İslamafobi” olarak karşımıza çıkarıldı. O gün bugündür, özellikle Almanya’daki Müslüman-Türk’e (dindar olsa da, olmasa da) rahat ve huzur yok!

Niçin “özellikle” deyişimizin en belirgin sebebi; Müslüman milletler içinde Türk’ün, Müslüman ülkeler içinde ise Türkiye’nin diğerlerinden farklı özelliğe sahip olmasındandır. Bunu anlamak için “İslâm Dünyası”nın mevcut hâline bakmak yeterlidir.

Almanya’nın, “kendi başına buyruk”  Türkiye ile siyasî anlamda ağız dalaşı, son birkaç yılda dozunu artırarak bugünkü seviyeye gelirken, zemin de çatışma ortamı için (Türkiye aleyhine) müsaitti zaten: Türkiye cephesinden zaman zaman siyasî üslupla bağdaşmayan açıklamalar da, Alman siyasetçilerin Türkiye’ye karşı tavırlarlarının daha da sertleşmesine vesile oldu. Artık zurnanın son deliği Alman politikacılar bile Türkiye’ye parmak sallıyordu.

İkinci Dünya Savaşı’yla yerle bir edilen Nazi Almanya’sının küllerinden yeniden dirilen Federal Almanya, çok kısa zamanda kendini toparlayarak Avrupa Birliği’nin en güçlü ülkesi hâline geldi. Ülkeler arası bazı ihtilaflı durumlarda, en küçük Avrupa ülkesi karşısında bile Nazi geçmişi, Almanya’nın hep yumuşak karnı olduğundan, Türkiye’ye celallendiği kadar onlara bu tonda sesini yükseltmemişti. Geçmişte “12 Mart 1971” ve “12 Eylül 1980” askerî darbelerinden kaçanlara kucak açan Almanya’nın yerini, şimdi Türkiye’den kaçan terör örgütü mensuplarına ve “15 Temmuz 2016” darbecilerine âlenen kucak açan bir Almanya almıştı.

Unutulmamalıdır ki, Soğuk Savaş Dönemi sonrası Almanya’nın da kendi dişine göre bir “öteki”ne ihtiyacı vardı. Şöyle evire çevire hırpalayabileceği, her hırpaladığında da kendine güven gelecek bir “öteki” olmalıydı...  Söylenenler doğruydu: Avrupa’da, kitleleri harekete geçiren vizyoner liderlerin nesli tükenmişti. Almanya o eski feylesoflar ülkesi değildi artık... Diğer Batılı ülkeler gibi, Almanya da, yüksek teknolojik özelliklere sahip makinalar üretiyordu fakat fikir üretemiyordu. Tam da böylesi bir dönemde, yaratılan Erdoğan fenomeni veya Türkiye karşıtlığına sarılan Almanya, 24 Eylül 2017 günü yapılan seçimlerde, AfD (Almanya için Alternetif Partisi) adlı bir faşist partiyi, 3. büyük parti olarak Federal Meclis’e gönderdi.

Mevcut manzara elbetteki Almanya Türkleri açısından endişe vericidir, çünkü varlığını Müslüman göçmen karşıtlığına borçlu olan ırkçı bir parti, Federal Almanya Parlamentosu’na 94 milletvekiliyle girmeyi başarmıştır. Bundan daha beteri ise; seçim sonrası CDU/CSU ve SPD gibi kitle partilerinin, AfD’yi Almanya’nın üçüncü büyük partisi konumuna getiren argümanları, onun elinden almaya kararlı olduklarıdır. Bilindiği gibi bu parti, İslâm/Müslüman, mülteci, göçmen, yabancı ve Türkiye gibi konulara olan düşmanca tavrı ve Nazi dönemini aratmayacak ırkçı söylemleriyle Alman seçmenlerin %12,6’sının oyunu aldı.

Bizim gibi onyıllardan beri Alman toplumu içinde yaşayan herkes bilir ki, AfD’yle, İslâm, mülteci, yabancı, göçmen ve Türkiye gibi konularda aynı görüşü paylaştığı hâlde CDU/CSU, SPD ve FDP gibi partilerde şimdilik kalmayı siyaseten tercih eden daha milyonlarca Alman var. Bu gerçeği bilmek, Avrupa/Almanya Türkleri ve diğer azınlıklar adına bizi ürkütüyor!

Hıristiyan ve Sosyal Demokrat partilerin seçim sonrası dedikleri dikkate alındığında şu korkunç netice ortaya çıkıyor: AfD’nin propagandasını yaptığı argümanları biz hayata geçireceğiz.

Bu seçimlerin ardından, Türkiye-Almanya arasındaki siyasî kriz zamanla bertaraf edilse de, Almanya Türklerini daha zor günler bekliyor.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri