İlkelerine feda insan...


Bu makale 2017-06-08 03:50:15 eklenmiştir.
Mahmut Aşkar

Para kazanmanın da, bir imtihanı başarmanın da bedeli, çalışmaktır. Veya çalışmanın karşılığı yerine göre para, yerine göre başarıdır. Hangi dine mensup olduğundan bağımsız olarak, inanan insan Tanrı’nın rızasını kazanmak için ibadet eder. İbadetin de kendine has külfeti vardır. Şu uzun ve sıcak yaz günlerinde tutulan oruç ibadeti, Allah’a kulluğun veya inanmışlığın bedelidir.

Dürüstlüğün çok önemli bir insanî erdemlilik olduğunu herkes bilir fakat herkes dürüst değildir veya olamıyor, çünkü dürüst olmanın bedeli birçok insana ağır gelmektedir. Hâl böyle olunca, bu sefer dürüstlükten sapmaya ya “fetva”, ya da kılıf uydurulur. “Dürüstlüğün beş para etmediği bir devirde yaşıyoruz” sözü yaygınlaştıkça, bir deyim hâline gelir. Bir sözün bu noktaya gelmesi ise, bir toplumda başgösteren ve giderek yaygınlaşan bir içtimaî (toplumsal) arızanın kabul gördüğüne delâlettir. Zaten çok uzaklara gitmeğe gerek yok; kendi toplumumuza baktığımızda; olması gereken ile fiiliyatta olan arasındaki mesafenin giderek büyüdüğünü rahatlıkla görebiliyoruz maalesef...

Bütün emeli, bir ömürle sınırlı dünyalıkları uğruna, bukalemun gibi bulunduğu ortama göre renk değiştiren insan tiplerine diyecek fazla sözümüz yoktur ama toplumun fikirde ve eylemde öncülüğüne soyunmuş “dava adamları”yla görülecek hesabımız var!

Herhangi bir dinî veya siyasî ağırlığı olan grup ya da kuruluşlar hakkında hiç önbilgisi olmayan birisi olarak, onlardan birinin gençleriyle biraraya geldiğinizde; gençlerin davranış biçimlerinden, hitabet tarzları ve özenerek kullandıkları sözcüklerden yola çıkarak, onların örnek aldıkları bir önceki kuşağın yapısını çözebilirsiniz.

Şayet bir konu hakkında sıkça söz ediliyor, onun reklâmı yapılıyorsa, orada bir eksiklik var demektir. Meselâ bir toplumda habire adaletten ve dürüstlükten dem vuruluyorsa, orada sözü geçen her iki konuda da ciddî anlamda sıkıntı var demektir. Büyüklerin nutuktan öteye geçmeyen, sloganvarî dindarlık ve vatanseverlikleri, kendilerinden sonra gelen kuşaklara yansıdığı gibi, dürüstlüğün, dikduruşun ve dava adamlığının sulandırılmış şekli de, sonradan gelen nesiller tarafından olduğu gibi devralınır.

Dürüstlüğün, dava adamlığının ve ahlâklı olmanın en ideal örneklerini, insanlığın kutup yıldızı olan peygamberlerde gördüğümüz gibi, bu faziletlerin korunması için ödenen bedelin boyutunu da yine onlarda görmekteyiz. Biz Müslümanların önünde Hz. Peygamber gibi  bir “insanlık abidesi” varken, kendimizle bu derece tenakuz hâlinde oluşumuzun izahını; işine geldiği gibi bir Peygamber tasavvurunda olduğu kadar, eksik ve yalnış bir Peygamber idrakinde aramak gerek. Kaldı ki, ideal olanı söylemek, ideal olana hayatiyet kazandırmaz!

Vatanseverlikten din anlayışına, hakça paylaşımdan insanca yaşamaya kadar bütün ideolojik tasarımlarımızın sözcüleri veya öncüleri, ideal olanı sadece söylemekle yetindiler. Bu yüzden bir sonraki nesillerin önüne örnek insanlar koyma fukarası olduk.

Sevgiliye yâr olabilmenin bedeli sadakat, inanmışlığın bedeli ise, ibadettir. Peki yığınlardan farklı düşünmenin, dünyaya farklı bir zaviyeden bakmanın, hayata dair bir gayesi, insanlığa dair bir ülküsü olmanın bedeli olmayacak mı?...

Farklı bir dünyanız yoksa, “farklı bir dünya görüşü”nüzün olmasının bir anlamı olmaz!

Bizim gibi çağı yakalayamamış toplumlar, insan unsurundan kaybediyor, çünkü arkadan gelen nesillerinin önüne, arkasından gidebilecekleri öncüler koyamıyorlar.

Temsil ettiği değerler uğruna gerektiğinde sahip olduğu imkânları elinin tersiyle iten, ebedî olanı geçici olana ezdirmeyen, hayatın içinden dava adamlarına herkesten önce bizim ihtiyacımız var.

Topluma istikamet gösteren, öncülük yapan yazar, düşünür, kuruluş başkanı kadar, din, siyaset ve devlet adına öne çıkanlar, geçici heveslerinin ve gem vuramadıkları nefislerinin mahkûmu olduklarında, temsil ettikleri veya mensubu oldukları toplumun istikbâle yürümesini, muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını engellemiş olurlar.

Gıptayla baktığımız milletlerin öncüleri, yeri geldiğinde ilkeleri uğruna feda olurlar, bizimkiler de kendileri uğruna ilkeleri feda ederler.

Onların siyaset, ilim, ticaret ve devlet adamlığı ahlâkını anlatmakla kendi açığınızı kapatamazsınız.

Fikirler, ideolojiler ithal edilir fakat insanlar ithal edilmez.

Önde giden toplumlara ulaşmak için arkadan gelen nesillerinizin önüne, ilkelerine feda olmaya namzet öncüler koymanız gerek.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri