Göçmenlik, sanki buğulu cam


Bu makale 2017-06-08 03:49:02 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Savaştan çıkmış Almanya, kendini yeniden imarda ülkesine çağırdığı İtalyanların ardından daha fazla işçiye ihtiyaç duyuyordu. Almanya’nın bu isteği, Anadolu’nun haritada yeri bile olmayan köylerine kadar ulaştı hemen. Elektrikle tanışmamış o köylerde, gaz lambalarının altında nice tartışmalar oldu. Yoksulluk daha ağır bastı. Almanya’ya giden trenler civan gibi insanları uzun uzun muayenelerden sonra taşımaya başladı. Bu sürece daha sonraları Anadolu kadını da katıldı.
 
İlk kuşak bu insanların öyküleri pek layıkıyla bilinmez. Otobüs terminallerinde ‘Gurbet’e giden kocasının arkasından kucağındaki çocuğuyla çaresizce ve utangaç bir halde el sallayan bazılarının anaları bazılarımızın da nineleri. Henüz layıkıyla bir filmini bile çekemediğimiz hüzün dolu Almanya merkezli Avrupa’ya göç... ’’Yavrum, tez zamanda dön inşaallah!’’ dua eden analar, babalarla, utangaç ve kısık bir sesle ’’Bizleri unutma emi!’’ diyen kucağındaki çocuğuyla gözyaşı döken genç eşler. Çileyle, dertle sevdiceğini bekleyen eşlerle, oğulları, kızları gelinlerini bekleyenlerin hikâyesidir bu. Hep yol gözleme. Sabır, metanetle bekleme. Yarım asrı devirip 56. yılına girilen göç hikâyesinin tam ortasındaki kadınlı erkekli insanlar, sonradan vatanları haline geleceklerini o zamanlar asla hayal bile edemedikleri Avrupa’nın türlü fabrikalarında, atölyelerinde, kimi zaman çok ağır işlerde çalışıp ömür çürüttüler. Evine kol kanat geren, dört duvarı yuva yapan, tencere kaynatıp çocuk büyüten kadınlarla gece gündüz çalışan dedeler, babalardır bu göç hikâyesinin kahramanları.
 
Geçmişe kısa bir yolculukta, Tophane’deki Alman İrtibat Bürosu’nun önünde erkeklerden oluşan işçi kuyruğunun yanına bir de kadınlar kuyruğu eklenmişti siyah beyaz resimlerde, 8 milimlik film görüntülerinde. İmtihanları ve aşağılayıcı o sağlık kontrollerini geçen kadınlar erkeler, bavullarını, bohçalarını omuzlayıp yollara düştüğünde takvimler 1961 sonrası yılları gösteriyordu... Hafızalarınızı bi yoklayın: Erkek işçi yurtlarının karşısına kadın yurtları açılıyordu. 12 ila 16 metrekarelik odalarda, sağlı sollu ikişer katlı ranzalar. Bir Alman çoban köpeğinin barınağı için 12 metrekare barınak yerinin şart koşulduğu Almanya’da, 16  metrekarede dört Anadolu insanı... O demir ranzaların üzerinden beyaz dantelli yatak örtülerinin sarkışlarını, pencere önlerine dizilmiş menekşeleri unutmak mümkün mü?
 
Saatleri hep Türkiye’yi gösteren Anadolu civanlarının, "Türkiye'de şimdi saat şudur, budur’’ cümlelerini kurmadıkları tek gün yoktu. Ve onlar, “Göçüp Kalanlar” oldular. İzne daha 6 aydan fazla vakit olmasına rağmen ilk maaşıyla eşine aldığı elbiseyi yurtta kimse görmeden her akşam nasıl açıp bakıp sonra hemen bavula koyduklarını dinlemiştim o insanlardan. Köyümde lise için şehre gittiğim 14 yaşına kadar ‘Gurbet’ten gelen ve ona gönderilen mektupları okuyup yazan kiminize göre şanslı kiminize göre de talihsiz biri olarak görülebilecek ben, daha sonraları buralarda duyacağım, "Biz eşimize mektup yazamazdık. Anne babamıza yazar, herkes iyi mi diye sorardık. Onlar da herkes iyi, sana da çok selamı var diye yazardı." cümlesini en iyi ve en derinden anlayıp, bilenlerdenimdir.
 
Göçmenlik acayip bir duygudur. Bunu, ülkenin çeşitli coğrafyalarından bizim Ege ovalarına ırgatlığa gelenlerden görüp öğrenme şansımız da oldu. Avrupa’ya gelenlerin dönüş umudları ise o tahta bavullardır. O hep göz önündeydi ki, umud canlı tutulsun. Adı Ahmet, Köln Ford işçisidir yaka yazılı insanların şehir tren garına indirişlerini hayal edin. İşçi yurtlarında demlenen çaylar, yakılıp ciğerlerin en uçlarına kadar çekilen sigara dumanları eşliğinde memleketten gelen mektupların tekrar tekrar okunması. Tarifsiz hasret, özlem... Aynı mektubun ranzaya uzanıldığında defalarcada okunması... Göçmenliği kelimeler tam manasıyla tarif edebilir mi çok bilemiyorum. Zira, bu işin ustaları, ‘Göçmenlik bir 'buğulu cam' halidir. Ne sen dışarısını net olarak görebilirsin, ne de sana dışarıdan bakanlar içini tam olarak görebilir." demişler... O süreçlerde buralarda saza ve söze aktarılan Türküleri bugün hale dinlerken, bu tarihe gezinti, insanın duygu tellerine dokunuyor. İradenizden bağımsız olarak, gözlerinizden yaşlar akıp, yanağınızı ıslatıyor, burnunuz sızlıyor...   
 
90’lı yılların ortasına doğru Kennedy Parkında dolanırken, ilk kuşak amcalardan biriyle hasbihalimizde ona somuştum: "35, 36 yıl olmuş. Alışabildin mi buralara?’ Tam 36 yıldır bir gün olsun cebimde pasaportum olmadan dışarı çıkmadım. İşte bu kadar alıştım." diye pasaportunu çıkarıp gösterdiğini daha bugün gibi tap taze hatırlıyorum. O an adeta şoke olmuştum. Sebebi ise, sosyal gelişmelerin seyrinin başkalığıydı...
 
‘Bilirmisin yeğen! Biz ilk geldiğimizde fabrikada hırsızlık olaylarına tedbiren 2-3 dilli bir tabela asılmıştı. İçlerinde Türkçe yoktu. Meister, ‘hasta olmak serbest, rapor almak yasak’ diyordu. Bizim fabrikada kullandığımız makine bile yılda 5-6 defa arıza yapıyordu. Bizim o hakkımız bile yoktu.Sizin hiç anlamayacağınız tek cümlemiz vardı bizim: "Of anam off!’  Ben hep eski hüviyet cüzdanıma bakarım. Eski olsa da bana kim olduğumu hatırlatıyor. Bütün bunlar size masal gibi geliyor, biliyorum. Siz siz olun, kim ve nerden geldiğinizi asla unutmayın’’ diye nasihatta bulunmuştu merhum Emmi.
 
Aachen çevresindeki maden ocaklarını bilmeyenimiz yoktur. Kara elmas emekçilerinden bir amcanın eşi Ayşe teyzem, "Babamız eve yakın bir madende işçiydi. Yemek vakti madende düdük çalardı. Biz işte o sesi bekler, aynı masada olmasa da aynı saatte yerdik" dediğinde aklım karışıp feleğim şaşmıştı. Biraz kendimi toparladığımda, göçün öbür yüzünü anlatmış ilk kitaplardan olan Günter Wallraff'ın,  En Alttakiler kitabındaki, ’’ Kömür tozundan nefes alınmıyor, bir ağız maskesi yok mu? Var ama Türklere vermiyoruz. Neden? -Rahata alışmayın diye’’ cümleleri aklıma düştü...
     
Köln’e Ford tesislerine ilk geldikleri gün bir görevlinin, ’’Hoşgeldiniz aç mısınız?’ diye sorduğunda, 4 gündür yolda perişan olmalarına rağmen, ‘Aç olduğumuzu söylemek bize yakışmaz’ diye söylemediklerini duymuştum, o günleri, anları yaşayanlardan ve bu tavrı bir yerlere koyamamıştım... Almanya merkezli Avrupa’da fabrikalarda her türlü ağır ve bir o kadar da asli yerlilerin yapmadıkları pis işlerde çalışıp ömür çürütmüş; eşleri de, hem çalışmış hem de tencere kaynatıp çocuk büyütmüş Anadolu insanının göç hikayesinden kırık dökük birkaç cümle..
 
O zamanlar radyoda kısa dalgadan bir gün nasıl olduysa TRT'yi denk getiren ilk kuşakların, bir daha bulamayız diye radyonun düğmesini tutkalla yapıştırdıklarını, sonra da radyonun çaldığını onlarında dinleyip dinleyip ağladığını şimdiki kuşaklara anlatmaya çalışın bakalım, hangi tavrı göreceksiniz...
 
Evet, eyaletimiz KRV 70. yaşını kutluyor. Bizler de buralarda oluşumuzun 56. yılını. Yıllar yılları kovalarken, geri dönemeyeceğini anlayıp, Türkiye'deki evi için aldığı eşyaların hepsini paketinden çıkarıp, onları da kendisi gibi eskitmeye başlayan zamanın ‘Gurbetçi’leri dedelerimiz, ninelerimiz, babalarımız analarımız.  Zamanın ‘Gurbetçi’leriyle ilgili anlatılacak daha çook hikâyeler var. O ömründe hiç bahar görmeyen adı üzerinde ‘Güz Gülleri’nden yaşayanlara selam olsun. Ahrete intikal etmişlere de Allah’tan gani gani rahmetler dilerim. Mekânları cennet olsun...
 
 Sosyal, kültürel ve politik yeni yerliliğe geçiş ve yaşayışta, bu hikâyeleri ihmal etmek, yani canlı, diri tutamamak, bugünlere gelmemizde her türlü tarifsiz emek sahibi asli yerlilerin de içinde olduğu  insanlara vefasızlıktır. Bunu yapmaya da hakkımız yoktur. Zira, Anadolu insanının kültüründe, imha değil, hep inşa olmuştur ve de hala devam etmektedir. Tıpkı, o ilk kuşak ‘Göçmenler’ savaş sonrası asli yerlilerle el ele omuz omuza vererek, Almanya’yı yeniden inşa etmelerinde olduğu gibi... Daha güzel barış ve huzur içinde ortak yarınlarımız için güçlü olmamızı sağlayacak birliktelikleri unutmamaz ümidiyle...
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri