Kuşatıcı bir dinin kucaklayıcı dili


Bu makale 2017-01-17 03:49:07 eklenmiştir.
Mahmut Aşkar

Bir ara sosyal medyada bir cümlelik şu görüşümü paylaşmıştım: “Yaşadığı çağı idrak edemeyen ‘Müslüman’dan, zamanın ruhuna hitap eden bir İslâm anlayışı çıkmaz.” Eski dava arkadaşlarımın birinin, “Attığın taşlar hep bize değmesin kardeşim!” diye nazikçe karşılık vermesinden, duyulan rahatsızlığın boyutunu anladım. “Biz”den kasıt, “Müslüman”dı. Evet, arkadaşım doğru anlamıştı: Eleştirim, “İslâmî” kesim denilen adrese veya kendini diğerlerinden daha çok “Müslüman” görenlere yönelikti fakat bu eleştiri, “taş atma” olarak algılanmıştı. İddiamı tekrarlıyorum: Yaşadığı çağı idrak edemeyen Müslümandan zamanın ruhuna hitap edecek bir İslâm anlayışı çıkmaz. Bunun tersi olmuş olsaydı zaten İslâm dünyası bugünkü gibi tarumar olmazdı. Batı’nın fikren tıkandığı bu çağda, zamanın ruhuna hitap edecek bir İslâm anlayışı; sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın yararına yeni bir dünya tasavvuru sunabilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.

Bugünün Türkiye’sinde müslümanlığı bir kimlik olarak gören veya İslâm’ı kendi dünya görüşü için referans olarak kullanan kesim artık siyasette olduğu kadar iktisadî hayatta ve medya dünyasında da erk sahibi, yani iktidardır! Mağdur, sesi kısılmış, devlet imkânlarından mahrum bırakılmışlık ve garip gurebalılık dönemi artık dünde kaldı. Şimdi “Müslüman”ın iktidarla, makamla, şöhretle, parayla imtihanında yanlış ve eksiği söyleyince, başka bir ifadeyle, aynayı kendimize tutunca, “bizimkilere” taş mı atmış oluyoruz?...

Müslümanın para, makam ve kadınla imtihanında kırık not aldığını söyleyen daha tanıdık bir isim şöyle diyor: “Şunu görelim, bizim para, makam ve kadın açlığımız var. (…) Para ve makamı paylaşamayınca birliğimiz dağıldı.”  Makalenin devamında yazarın; “Allah’ın dini, yeri, göğü, ölümü açıklarken, bizim yaşadığımız din, karı ile koca arasındaki, kardeşler arasındaki ihtilafı bile çözemiyor. (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 14.06.16)” diye dert yandığı, bizim de, “yaşadığı çağı idrak edemeyen Müslüman” olarak nitelediğimiz dindardan, zamanın ruhuna hitap edecek bir İslâm anlayışının çıkmayacağını söylememiz, belki şimdi biraz daha iyi anlaşılır.

Birine göre doğru olan, diğerine göre yanlış, birine göre faydalı, diğerine göre zararlı da olsa, her düşünce bir beyin ürünüdür. Düşünce susturulduğunda, şiddet devreye girer. Akıl sahipleri bastırılırsa, akılsızlar baskın çıkar. Düşüncelerin çarpışmasına imkân ve fırsat verilirse, insanların çarpışmasına gerek kalmaz. Kaldı ki, düşünce zenginleştikçe, yani farklı düşünceler arttıkça, doğruyu bulmak daha kolay olur. Avrupa’ya sırf bu yüzden imreniyorum. Niçin “insan hakları” konusunda, Şeyh Galip’in; “âlemin özü ve varlıkların göz bebeği” olarak tarif ettiği insan anlayışına (medeniyet mirası olarak) sahip olmamıza rağmen, Batı’nın haklı töhmetine maruz kalıyoruz? Teknolojik yarışta topalladığımızı anladık da, adalet ve hakkaniyette niçin Batı’nın gerisindeyiz?

Özgürce düşünmek

Zamanın (9. Yüzyıl) önde gelen âlimlerinden, “Ebu Haşim el-Cübbai, Allah’ın insana vacip kıldığı ilk şeyin kuşku olduğunu söyler. (Sabah Ülkesi, sayı: 49)” Ne müthiş bir tespit!... Birşeyin doğru olup olmadığından kuşkulanmak: “Acaba?” diyerek doğru, iyi ve hak olanın tespiti için aramak, sormak ve bulmak… Bin yıl önce İslâm âlimlerinin adamakıllı tartıştığı, eleştirdiği hatta sorguladığı birçok konuyu bugünün aydınları, aynı cesaret ve ferasetle eleştiremiyor. Bir başka çağdaş aydın; “Hür düşünceye çağıran Kuran’ın kendisidir. (Abdou Filali-Ansary, Philosophie Magazin, Sonderausgabe 04) diyor. Evet, Kuran-ı Kerim, insanları düşünmeğe, akıl etmeğe ve aklını kullanmaya çağırır.

Özgürce düşünmek; kendince düşünmek demektir. Kendisi olamayan, olmasına fırsat ve imkân verilmeyen insan nasıl özgürce düşünebilir ki?...  Düşünmek için ilgilenmek, merak etmek ve öğrenmek elzemdir. Kişinin kendine özgü düşünceye sahip olabilmesi için ilgi duyduğu konuyu sorgulaması ve enine boyuna irdelemesi gerekir. Bildikleriyle yetinenler, yeniliklere kapalı olanlar ve sorgulanmaktan, eleştirilmekten rahatsızlık duyanlar, tarih boyunca hep kaybeden taraf olmuştur.

Bir fikrin veya düşüncenin sahibini hapsetmekle o düşünceyi ortadan kaldırmış olmuyorsunuz. Tam tersine; Fikrin sahibi içerde çürüse de, o fikir dışarda daha çok hayat bulur. Tarih boyunca hiçbir fikir polisiye tedbirlerle yok edilemediği gibi daha çok taraftar toplamıştır.

Din, mezhep düzeyine, mezhep de ideoloji düzeyine indirgenince, herkes en doğruyu kendi ideolojisi kabul ettiğinden, ötekini yanlış olarak görür. Ve eleştiriye olan tahammül de böylece ortadan kalkar. Sora sora Bağdat bulunduğu gibi, doğrular da sora soruştura bulunur ama gel gör ki, “bizim mahalle”de sorup soruşturmaya veya özgürce düşünceye psikolojik bir baskı var.

Evrensel bakış

“Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız” diyen (İslâm öncesi) Türk hakanlarından, “İlay-ı Kelimetullah” diye kendine bir yüce hedef (kızılelma) koyan Osmanlı sultanlarına uzanan tarihî seyirde bir cihanşümullük yani evrensellik mirasına sahibiz. Buna ilaveten, İslâm gibi zaman, coğrafya, ırk veya ülke ötesi kuşatıcı bir dine mensubuz. Türkistan/Horasan’dan kalkıp Rumeli’ye (Roma diyarına) göç etmişiz ve kadim medeniyetlerin yurdunda asimile olarak onlara dönüşmemiş, tam tersine onları zamanla kendimize dönüştürmüşüz. İşin en güzel tarafı; bir tarafta Moğol İstilaları, diğer tarafta Haçlı Seferleri yüzünden kan gövdeyi götürdüğü bir zaman diliminde, Diyar-ı Rum’u Anadolu’ya dönüştürürken, kılıç zoruyla değil, gönül rızasıyla yapabilmişiz. Millet olarak bu maharetimizi, kullandığımız evrensel dile borçluyuz. Bugünkü dünyanın, özellikle de Müslümanların ahvali dünkünden daha beterdir.

Çok dindar olup olmadığından bağımsız olarak, bu medeniyet mirasının veya mensubu olduğu tarihî birikimin farkında olan herkese ben sorarken, herkesin de kendisine şu soruyu yöneltmesini temenni ediyorum: Evrensel bir medeniyetin özünü oluşturan İslâm’a mensup bir millet olarak biz Müslüman-Türkler, niçin evrensel bir dil kullanamıyoruz? “Evrensel dil”den kastımız; kucaklayıcı ve kuşatıcı bir görüşe, uygulanabilir bir inanç ve imana sahip olmak, insanlığın ortak değerlerini özümsemektir. İnsana, “âlemin özü ve yaratılmışların göz bebeği” zaviyesinden bakabilseydik şayet, kan ve gözyaşının dinmediği müslüman ülkeler yerine, huzur ve barışın hâkim olduğu ve dünyaya örnek bir İslâm âleminden bahseder olacaktık.

Meselâ, “Barış Dini”ne mensup olanlar evrensel bir barış dili geliştirebildi ve hayata geçirebildiler mi? Çevrecilik konusu kadar insan hakları konusunda da niçin Batı’da başlatılan oluşumların kötü bir taklitçisi olmanın ötesinde bir varlık gösteremiyoruz? 

Sevilmeyen bir toplum olarak…

Şimdi bundan altı yıl önce (2010) bir araştırma kurumunun (KFN) göçmenlerle ilgili yaptığı geniş çaplı kamuoyu araştırmasında, Almanya Türkleri ile ilgili hiç de hoş olmayan bir sonuç çıkmıştı. 1600 Türk ve 20 bin Alman (yetişmekte olan) genciyle yapılan araştırmaya göre, Almanya’daki göçmenler içinde en sevilmeyen azınlığın Türkler olmasından daha acı olan tarafı ise; sözkonusu araştırmadan çıkan sonuçlara göre, Alman gençlerinin, Almanya Türklerini en sevilmez toplum olarak görmesidir. (SZ, 12.10.210) Aradan altı yıl geçmiş. Suriye ve Irak gibi Müslüman ülkelerde patlak veren iç savaşın neticesinde milyonlarca insanın daha Avrupa’ya sığınmak için yollara dökülmediği ve “cihadist” teröristlerin Almanya’ya kadar uzayan kanlı eylemlere girişmediği, ayrıca Türkiye-Almanya ilişkilerinin siyasî krize varacak kadar kötü olmadığı bir zamanda yapılan kamuoyu araştırması, bugün yapılmış olsa nasıl bir sonuç çıkacağını tahmin etmek herhâlde zor olmasa gerek. Avrupalı Türklerin temsilcileri ve kanaat önderleri, bu Almanya ve hatta Avrupa gerçeğiyle şimdi yüzleşmeyecek ve mevcut duruma göre çözüm yolları üretemeyecek ise, her geçen yılımız bir sonrasını aratacak kadar daha kötü olacak demektir.

Evet, kendimizi ifade etmede epeyce geç kaldık… Birileri bizi olduğumuzdan daha farklı anlatırken, biz sadece bu yanlışa tepki gösterdik ama doğrusunu kendimiz de anlatamadık! Çünkü çağın ruhuna uygun ifade tarzı geliştiremediğimiz gibi, mirasımız olan kucaklayıcı ve kuşatıcı dilimizi de kullanmasını hâlâ beceremedik!

Varlığı kabul gören “öteki” olmak

Gelip geçici olduğuna inandığımız Türk-Alman siyasetinin gerdiği ortamdan mümkün olduğunca kurtulup kalıcı adımlar atmak gerekir. Atılan adımların kalıcı olabilmesi için müzminleşmiş önyargıları kırmanın yolları aranmalıdır. Her iki taraf da, tarihten gelen önyargıları görmemezlikten gelerek değil, bilâkis onlara rağmen veya o düşünceleri tarihe havale ederek, yeni diyalog köprüleri kurmalı ve zaten giderek küçülen dünyamızda birbirimizle karşılaşırken kafamızı başka yöne çevirmeden göz göze gelebilmeyiz. Almanya’daki Türk çatı kuruluşlarına yıllar önce yaptığımız çağrıyı yineliyoruz: Yıllardan beri Türk/Müslüman nefreti toplumun bütün katmanlarına yayılırken, sivil kitle kuruluşlarımız, bu Anti-Türk ve Müslüman akıma karşılık pasif durumdan aktife geçmeli, yerli topluma kendilerini ifade edebilmenin yollarını aramalıdırlar.

Yerli kamuoyunu, bizi ötekileştirme zihniyetinden vazgeçiremeyiz fakat yok saydıkları öteki olmaktan, varlığı kabul edilen ve saygı gören öteki konumuna geçebiliriz.

Bunun için çıkılacak basamaklar: Kuşatıcı bir dil, insanı merkeze alan bir hizmet anlayışı, okumayı teşvik, okumuşa iltifat ki, okuyan bir toplumda marifetini gösterebilsin, sorgulayana fırsat ve “akil ve bilge” adamlardan oluşan “kuruluşlarüstü” yeni bir istişare heyeti.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri