Popülizmin Merkezîleşmesi


Bu makale 2017-01-16 06:24:32 eklenmiştir.
ANALİZ - Sahra Şahin

Köken itibarı ile halkçılık diyebileceğimiz ancak günümüz siyasal anlamda karşılığı olmayan, ütopik ve hamaset söylemleri olarak anlaşılan Popülizm, bugün sağcı popülist partilerin reel politikaları olarak Batılı ülkelerin siyasal merkezine hızla yerleşiyor. Popülist söylemler gündemi belirlerken, her geçen gün diğer partileri de kendine ortak ediyor.

İlk kurulduklarında marjinal görülen bu popülist ve neo-faşist partiler, bugün Batılı ülkelerin parlamentolarında etkin bir temsile sahipler. Ya iktidar ortaklığına, ya iktidara ya da parlamentoda önemli bir grup olmaya adaylar. Bazı ülkelerde de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en güçlü adaylarından biri durumundalar. Kendileri iktidar olamasalar da, söylemleri iktidar olmuş durumda. Biraz daha büyümeleri durumunda tamamen merkeze yerleşmeleri, diğer partileri marjinal duruma düşürme ya da sağcılaştırmaları, ya da yeni sağcı popülist partilerin kurulmasını tetiklemeleri muhtemeldir. Hollanda’da, özgürlükçü, liberal ama ‘camiler kapatılsın, İslam’ın ve Müslümanların Avrupa’da işi yok’ diyen Wilders birinci parti durumunda ve iktidarın en güçlü adayı. Fransa’da Le Pen Cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü adaylarından biri. Avusturya’da Hofer, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetti ama  %50’ye yakın oy aldı. Almanya’da geç ama hızlı gelişen sağcı popülist parti AfD’nin 2017 Eylül seçiminde parlamentoya güçlü bir şekilde gireceği kesindir. İngiltere’de Farage ve Johnson popülist söylemler ile Brexit’te çok önemli rol oynadılar. İsveç, Macaristan ve diğer Avrupa ülkelerinde de sağcı popülist partiler yükselişte. ABD de Trump’ın seçim öncesi popülist görülen söylemleri, halkın duymak istedikleri olarak Trump’a beklenmedik şekilde seçimi kazandırmış ve bugün icraata dönüşme durumuna gelmiştir.

Bütün bu sonuçlara sebep; Batılı egemen güçlerin sömürgeci anlayışlarının her zaman sorun doğurmaya zemin teşkil etmesi, iktidar partilerinin mülteciler meselesinde olduğu gibi ulusal ve global sorunlara çözüm üretememeleri ile tekelci medeniyet ve refah devlet anlayışlarıdır. Bir anlamda, sağcı-popülist partilerinin doğuşunda bugün ki iktidar partilerinin ultra liberal, seçkinci, dışlamacı, sömürgeci ve işgalci politikalarının etken olduğu söylenebilir.

Popülizm, hem yıkıcı hem de yapıcı olan iki yönlü bir olgudur. Siyasetin ve toplumun yozlaşmasına yol açacağı gibi, farklı kesimlerin siyasal katılımına da hizmet edebilmektedir. Popülist partilerin sosyolojiyi doğru okudukları, Almanya’da yeni gelişen Post-Faktisch (hissedilen gerçekler) denilen tabir ile halkın gönlünden geçenleri parti söylemine taşıdıkları görülüyor. Popülist partilerin bu söylemleri ile elit, oligarşik ve seçkinci yapıları frenleme, siyasette temsil edilmeyen kesimler adına onlara meydan okuma gibi bir işlev gördüğü de Post-Faktisch bir durumu ifade ediyor. 2017 yılında dört büyük AB ülkesi Fransa, İtalya, Hollanda ve Almanya’da seçimler yapılacak. Popülizmin yükselmesi, Batı politik siteminin dar çerçevesini, belli kesimlerin iradelerinin henüz siyasal sisteme yansımadığını ve 2017 seçimlerinde parlamentoları daha da çoğulculaştıracağını göstermektedir. Buna karşın, bu sürecin kaybedeni olmaya aday Müslümanların iradesinin parlamentoya yansımaması ile Batı demokrasilerinin çok kültürlülük iddiası eksik kalmış olacaktır.

Önümüzdeki süreçte, Batı’da popülizm ve sağcı ırkçı politikaların yükselmesinin demokrasi, çok kültürlülük, liberallik,  toplumsal tabakalaşma, siyasal yapılanmalar, yabancılara, İslam’a, ve Müslümanlara bakışı nasıl etkileyeceği ve hangi yöne evireceği sosyologlar ve siyaset bilimcileri bekleyen gelişmeler olacaktır. Merkez partilerinin buna vereceği cevaplar da oluşmuş değildir. Bu kısır döngü merkez partiler için de esasen rasyonel ve reel bir fırsat sunmaktadır. Çok kültürlülük, eşitlik ve tam demokrasi adına, alternatif üçüncü bir yol açılımı yapılarak iradeleri henüz parlamentolara yansımamış olan 20 milyonu aşkın Batı Avrupalı Müslüman kesim ile işbirliği ve onların siyasal temsilleri ile aşabilirler. Böylece, Batı demokrasisi de önemli bir eksikliğini giderme fırsatı yakalayabilir.   

Peki, Türk ve Müslüman Toplumu bu süreci en az zararla atlatmaya ve lehlerine çevirmeye hazırlar mı? Yoksa bu sürecin günah keçisi ve mağduru olarak mı kalacaklar? Aksine, bu konuyu toplumsal bir talep haline getirip kenar ve alt kültür toplumu olmaktan kurtulma bilincine dönüştürebilecekler mi? Türk ve Müslüman Toplumun bu gelişmelere nasıl somut karşılıklar verecekleri, nasıl bir tutum ve yapılanma içine girecekleri, bunu hangi enstrümanlar ve hangi kurumsal yapılar ile üretecekleri, kısaca siyasal bir diaspora toplumu olup olamayacakları da cevaplanması gereken sorular olarak önümüzde durmaktadır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri