Birlikte yaşamı şekillendirmek


Bu makale 2016-03-17 01:17:12 eklenmiştir.
YAZI-YORUM - Ali KILIÇARSLAN

Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff, DİTİB ve Eugen-Biser-Vakfı’nın „Birlikte yaşamı şekillendirmek: Hıristiyan ve müslüman gençlerde uzlaşma deneyimleri“ adı altında ortaklaşa düzenlediği etkinlikte, son gelişmeleri değerlendirerek „birlikte yaşama kültürü“ hakkında düşüncelerini paylaştı.


Christian Wulff, “İslam Almanya’ya aittir” sözü ile özdezleştirilen hıristiyan demokrat bir siyasetçi. Wulff bu söylemi ile bir yandan eleştiri aldı, diğer yandan da Müslümanların gönlünde taht kurarak tarihe geçti.

Wulff toplantıda üç soruna dikkat çekerek sözlerine başladı: „İlk defa DİTİB Köln Merkez Camisi‘ne geliyorum. Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığım dönemde üç yerin açılışına katılacaktım: Berlin Havaalanı, Hamburg Elbe Filarmoni Binası ve DİTİB Köln Merkez Camisi. Fakat yine de ilk olabilmek için şansınız var.“


MÜLTECİ KRİZİ

Wulff’a göre mülteci krizi ve terör halk arasında büyük güvensizliğe yol açtı. Yaşanan toplumsal bölünme ise Almanya için en büyük tehlikeyi oluşturuyor. Wulff, geçmişe baktığında üç dönemi hatırladığını anlatıyor: „1968 yılında dokuz yaşındaydım ve Rus tankları Prag ilkbaharını bastırdıklarında 2. Dünya Savaşı‘nı yaşayan ailem, yeniden savaş başlayacak diye korkmuştu. 1986 yılında Çernobil‘de benzer bir endişe ortamı yaşandı. Bizde radyoaktiften zarar görecek miyiz endişesi vardı. Bir de 2007’de bankalarda paralarımız ne olacak endişesi yaşandı. Artık problemlerin kapımızın önünde değil, ülkemizde olduğunu görüyoruz.“


İNANANLAR ARASINDAKİ UZLAŞMA DÜNYA BARIŞINI SAĞLAR

Wulff, dünya barışının inananlar/dindarlar arasındaki uzlaşma/anlaşma ile sağlanabileceğine inanıyor: „Dindarlar arasındaki anlaşma dünya barışı demektir. Geçen yıl Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Kutlu Doğum Haftası’nda, Lanxes Arena’da 18 bin insanın karşısında yaptığı konuşmanın içeriği, ki ben de orada bir konuşma yapmıştım, eğer Almanya’da bilinmiş olsaydı, büyük bir köprü oluşabildirdi. Temel prensiplerimizde çabuk anlaşacağımız görülürdü.”


BİRLİKTE YAŞAMANIN ANA İLKESİ: DUYGUDAŞLIK

Wulff, birlikte yaşamanın ana ilkesinin duygudaşlık (empati) olduğunu söylüyor: „Birlikte yaşamanın, herkesin kabul edeceği kurallara, yasalara, anayasaya ve de empatiye ihtiyacı vardır. Kendisini başkasının yerine koyabilmek, meraklı olmak, anlamaya çalışmak çok önemlidir. (...) Eğer insanlar, çevrelerine kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davransalar, dünyadaki neredeyse bütün problemleri çözeriz.”


ÜLKEMİZ İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE AYRIŞMADIR

Wulff, Almanya’da toplumsal bölünme tehlikesine karşı uyarıyor: „Ülkemiz için en büyük tehlike ayrışmadır. Çocuklara eğer, ‘her şeyin suçlusu Müslümanlar’ dersek ve müslüman çocuklara aileleri ve kuruluşlar ‘biz burada istenmiyoruz’ derlerse, bu çocuklar iyi gelişemezler. Bu çocuklar kendilerini dışlanmış hissederler, kendilerine haksızlık yapıldığını düşünürler.” (...) „Almanya’dan dönmüş ve kendisini Türkiyede daha iyi hissettiği için orada yaşamaya karar vermiş sadece İsanbul’daki üç bin akademisyen, Almanya için bir kayıptır.”


ÜÇ MİLYON MÜLTECİYİ BARINDIRAMAMAK ACİZLİKTİR

Avrupa’da gündemin ilk maddesi mülteciler (krizi!). Wulff’un mülteciler hakkında çocuğunun sorusuna verdiği cevap, çok anlamlı bir mesajdır: „Geçen gün küçük çocuğum alışverişte ‘baba bu yiyecekler mülteciler gelince hepimize yetecek mi’ diye sordu. Ona anlattım; sen ilkokuldasın. Orada 500 öğrenci var. Avrupa’da da 500 milyon insan yaşıyor. Avrupa’ya üç milyon mülteci gelmesi demek, senin okuluna üç mülteci çocuğun gelmesi ile aynıdır.” (...) „Dört milyonluk nüfusa sahip Lübnanlılar, 1 milyon Suriyeli mülteci alıyorsa, Türkiye yıllardır Suriye’den gelen 2,5 milyon mülteciye bakıyorsa ve Avrupa da sadece üç milyon mülteciyi barındıramazsa, bu bir âcizliktir.”

Eğer Avrupa’da her aile, mülteciler hakkında yöneltilen soru(n)lara Wulff gibi cevap vermiş olsaydı, bugün Avrupa’da bu kadar mülteci karşıtlığı, hatta düşmanlığı olmazdı.


İNSANLIK ONURU VE HAYSİYETİ DOKUNULMAZDIR

Wulff, insanların nasıl yaşadığı, neye inandığı, nasıl inandığının kendilerinin bileceği bir şey olması gerektiğini belirterek, bunun aydınlanma olduğunu vurguluyor ve Alman Anayasası’nın ilk dört maddesine işaret ediyor: İnsanın onur ve haysiyetinin korunması, Yaşam hakkı, kişiliğin korunması, kişi özgürlüğü, Yasa önünde eşitlik; kadın ile erkeğin eşitliği; ayrım yasağı, Din, vicdan ve inanç özgürlüğü: „Anayasamıza bakanın ilk göreceği şeyler bunlardır. Dresden ve başka yerlerdeki yürüyüşleri yapanlar ya anayasamızı okumadı, ya da okuduysa da anlamadı. Ülkemizi korumak, bu hürriyetleri korumakla olur.”

Avrupa’yı İslamlaşmaya karşı korumak söylemiyle sokağa çıkanların Almanya’yı ve halkı böldüklerine de dikkat çeken Wulff, diğer bir tehikenin de İslam’ı ve Kur’an ayetlerini suistimal ederek dünyaya korku salmaya çalışanlar olduğunu ifade ediyor: „Özellikle İslam ve Kur’an hakkında olumlu düşünenler, bu tehlikeyi basite almamalıdırlar. İnsanların, bu islamcılar, fundamentalistler ve teröristler tarafından şaşırtılmalarının, korkutulmalarının önüne geçilmelidir.”


Biz Müslümanları, onların bizi değiştirdiğinden daha fazla değiştiriyoruz” diyen Wulff‘un mesajı çok açık: Başta DİTİB olmak üzere islami çatı kuruluşlarına, kısaca Müslümanlara bu konuda çok büyük sorumluluklar düşüyor: İslam’ı ve Kur’an ayetlerini suistimal edenlere karşı mücadele etmek toplumsal bir görevdir. Birlikte yaşama kültürü için gereklidir.


Sonuç olarak, sorunlar, nedenlerini sürekli başka yerlerde arayarak çözüme kavuşturulamaz. Her şeyden önce birbirimize karşı tahammül etmesini öğrenmeliyiz. Birlikte, barış ve huzur içinde yaşamayı her zamankinden daha fazla konuşmalı, tartışmalı ve uzlaşmalıyız. Yunus Emre’nin “Yaratılanı hoş gör Yaradandan ötürü” felsefesini içselleştirebilirsek, tüm insanlara bakışımız, yaklaşımımız, tutum ve davranışlarımız daha insani olur. Barışçıl bir ortak gelecek, sadece uzlaşma kültürü üzerine inşa edilebilir.


Kısaca; etkinlikte 90 hıristiyan ve müslüman genç, Wulff ile tanışma, konuşma ve düşüncelerini paylaşma imkanı buldu. Başta DİTİB Akademi Müdürü Taner Yüksel ve Stefan Zinsmeister (Eugen-Biser-Vakfı) olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyorum.


Not: Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı (Der Prophet Muhammed (s) und die Kultur des Zusammenlebens) kitabı, DİTİB tarafından iki dilde yayımlandı.

 

Ali KILIÇARSLAN

 


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri