Değersizleştirilen Değerlerin Bedeli


Bu makale 2016-03-08 04:23:18 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Modernleşme olgusu sosyokültürel hayatın bütün kurumlarında olduğu gibi, aile yapısına da etkide bulunurken, ailenin geleneksel yapısı, rolü ve işlevlerini değiştirdi. Paradigmatik bir değişimin yaşandığı bu süreçte en fazla etkilenen kurum, kültürün temel değer ve normlarının ilk olarak aktarıldığı ve bireyin kişilik ve kimlik kodlarının şekillendiği bir sosyalleşme dünyası olan aile oldu.

 Aile, her toplumda onun en küçük yapı taşıdır. Dolayısyla ailedeki sıkıntılar topluma, toplumdaki sıkıntılar aileye yansır. Yani, domino taşı etkisi sözkonusudur. Toplum sağlıklı ise bilelimki, bu sağlıklı aile yapılarıyla alakalıdır.  Ailenin sosyokültürü ne ise, toplumun da odur. Peki, ailenin dolayısyla toplumun yapısı nelerden etkilenir? Başlıca etken; devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel, sosyoekonomik imkanlardır. Almanya gibi, bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntılar büyük sosyal yaralar haline gelmeden engellenmiş olur.

Toplumu ve aileyi , özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etken de elektronik, yazılı sözlü görüntülü ve son zamanların modası olmuş sosyal medyadır. Evet, medyanın toplum ve aileye iyi ve kötü yönde bir çok etkisi bulunmaktadır.

 Bireylerin en çok etkileşime uğradığı yerdir aile ortamı. Psikososyal yönden gelişen bir ferdin en çok etkileşime uğradığı kurumdur aile. Kendimizi güvenmeyi, kendimize ve diğer fertlere sevgi duymayı, kimlik kazanmamız, kişilik  gelişimimizi, sosyal becerilerimizi geliştirmeyi ve topluma uyum sürecimizi ailede öğreniriz. Bu aile birliğinde, ailenin üyeleri birbirinden etkilenir. Bir örnekle açacak olursak; aile vücut, fertler de bu vücudun organları gibidirler. Vücudumuzdaki organların birbirleriyle her yönden etkileşim içerisinde oldukları gibi, bir bütün olarak, aile, yaşayan bir organizmadır dersek, yanlış olmaz. Nasıl organlarımızın birindeki sıkıntı, diğer organların işleyişini, ritmini ve fonksiyonelliğini etkiliyorsa, ailenin sistemi gereği, bu yapı içerisindeki üyeler de birbirinden doğrudan etkilenir.

 

 Sosyolojik Bir Kategori Olarak Aile

Dikkatlice baktığımızda, anne- baba ve aile ortamının, çocuğun dünyaya gözünü açmasından itibaren (gerçi bunun hamilelik dönemi gibi öncesi de vardır)başlayan süreç içerisinde ona etkisi çok büyüktür. Bunlar da başlıca; anne- babanın kişilikleri, psikososyal durumları, eğitim seviyeleri, meslekleri, zeka düzeyleri, sosyokültürel statüleri, bedeni veya ruhi rahatsızlıkları, kendi yetişme ve yetiştirilme tarzları, çocuğa yaklaşım şekilleri, çocuğa ayırdıkları vakitlerdir.  Ailede çocuğu birinci planda  etkileyen bu durumlara ilaveten ailenin ev ortamının yeterliliği, sosyoekonomik, teknolojiden yararlanma yöntemi, hane halkındaki huzur ve anlaşma yani ahenk, ikamet edilen sosyokültürel çevre, devletin sunduğu sosyal imkanlar, okulun imaj ve eğitim kalitesi, akrabaların durumu ve onlarla ilişkiler gibi, sayılmayacak kadar faktörleri ilave edebiliriz...

 Peki, ataerkil kırsal aile hayatından kahir ekseriyetinin hayatında ilk defa gördüğü büyük ve en önemlisi dilini, dinini, kültürünü bilmediği bir ülkeye 50 yıl önce ‘misafir işçi’ olarak göçtükleri ülkelerdeki aile yapıları ne halde? Henüz tam layıkıyla kavranılamamış göç sürecinde kadim aile tasavvurumuz zaviyesinden baktığımızda asli yerli Alman aile yapısının hali içler acısı da, bizlerin durumları ondan çok mu daha iyi? Hangimiz, bir yozlaşma, derin bir kopuş yaşamadığımızdan bahsedebilir?

 ‘Ne yani, Almanya’da, Türk aile yapısı bozuldu mu?’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim.  ‘Evet’ falan deyip, moralinizi bozmak gibi bir niyetim olmadığından, aşağıda, bazı araştırma sonuçlarını vermekle yetinip, yorumlarını sizlere bırakacağım.

 

 Geleneksel Aile Modeli

Yeni yerlileri haline geldiğimiz Alman’yanın aile yapısını değerlendirmek bu yazımızın konusu olmadığından, hafif bir dokunmayla teğet geçeceğiz. Gecenin bir yarısı kendinizi kötü hissediyor ve bir insan sıcaklığına ihtiyaç duyuyorsunuz.  Annemiz yaşıyorsa kapısını rahatlıkla çalabiliyor muyuz? Bir dostumuz varsa, kapısına durabiliyor muyuz?  Bir Alman’ın tersine, artık belirli bir saatten sonra anne-babamızı rahatsız etmeye cesaretimiz kaldı mı? Dostluklarımızın ise naylonluğu başka bir kırılma hallerimizden. Asli yerli Alman’ın geçtiği eğitimden bizler veya çocuklarımız da geçti. Çağdaş aile yapısı diye bu öğrendikleri, kadim aile yapısı tasarruvumuzla fersah fersah uzakta. İstisnalarımız hariç, hayat akışımızda anne-babasını senede bir defa ziyaret edip, hastaneye ziyarete dahi gitmeyecek duruma gelmedik mi? Modernlik adına aile fertlerini birbirine bağlayan bütün toplumsal etkenler tek tek terkedilmiş ve ediliyor. Görünen o ki, Almanya’da aile kurumu sistemin bir gereği haline gelmiş vaziyette.

 

 Bizi birbirimize bağlayan değerler, gelenekler, görenekler, örf adetlerimiz var(dı). Hatırlayın; bizde annesini babasını ortada bırakan, hastalığında, bayramda  seyranda ziyaret etmeyen birini toplum garipserdi ve kişi toplumun bu baskısını üzerinde hisseder(di). Evet, çoluğunu çocuğunu ortada bırakan, anne-babalık  görevlerini yerine getirmeyenleri de toplum ayıplarken, bu hareketlerinden geri adım atmaya, kendini düzeltmeye iterdi. Anadolu insanının aile yapısını ayakta tutan etkenlerden biri de din(di).

 Göç süreçleriyle, değerlerin hızla esnekleşmesi, ekonominin her alanda söz sahibi olması, toplum bilincini yavaş yavaş ortadan kaldırıyor. Modernitede davranış biçimlerimiz hızla değişiyor. Saygı, sevgi  ve değerin yerini çıkar ilişkilerimizin aldığı süreçlerdeyiz. Toplumu gözlemlediğimizde, ilk gördüğümüz resim; erkekler için güç, kadınlar için güzellik ön planda. Geleneksel değerlerin, toplum ve aile yapısında belirleyici olmak yerine hızla maddileşen yani dünyevileşen bizlerin maddi, manevi ihtiyaçlarını karşılayan birer araç haline gelmiş olması garip değil mi?

 

 Modern birey ve aile

Bireyselliğin bencilliğe dönüştürüldüğü çağımızda, zenginliğe giden her yol mübahtır anlayışına inanan ve buna göre davrananlarımız türemiştir. Tabii ki değerlerin hızla esnekleşmesi aile kurumunu da olumsuz bir şekilde etkiledi ve etkiliyor. Hadi cümleyi kuralım; Aile bağlarımız kopma noktasına gelmiş ve içten içe çürüme sürecine girmiş klasik Türk aile yapısı da çok ciddi krizdedir. Bu sonuca gelmemizin sebebi ise, alarm veren Türkiye’nin sosyal istatistikleri sonuçlarıdır. İlgilenenler baksın, bir zahmet. Bu aile yapımızdaki krizimizin biz Avrupa Türkleri’nde de farklı olmadığını söylemek zorundayız.

 Evet, biz de dahil, modern toplumlar, maalesef derin bir aile krizi yaşıyor. Toplum ve medeniyetin temel taşı olan aileyi artık bu süreçten sonra bir arada tutmak ne kadar mümkün, belli değil. Kutsalı kalmayan ileri sanayi toplumları, aileyi bir kâr-zarar ilişkisi açısından ele alınca, ortaya çıkan tablo yaşadıklarımız. Ne garip değil mi, menfaatimize uyduğu yerde aileye bir önem ve anlam veriyor bireysel menfaatlerimizle  çatıştığı yerde ise, onu bir yük, aileyi sınırsız özgürlüğümüz önünde bir engel olarak görüyoruz. 

 Bir de, nesiller arasında yaşanan çatışmalar, gençleri aile ortamından kopartmakla kalmadığı gibi, onları aile karşıtı bir duruşa sürüklüyor. Kuşaklar arasındaki anlayış ve algılayışları kalın çizgilerle belirleyen yani farklılıkları körükleyen kapitalist ekonomik sistem, bilhassa genç nesli sömürüsünde taze malzeme olarak görüyor. Reklamlara baktığınızda, tüketimin kimlere pompalandığını göreceksiniz. Almanya’da, 13 ilâ 25 yaş arasındaki gençlik grubunun yıllık kişisel tüketim harcamaları onmilyarlarca Euro deniliyor. Bu para temel ihtiyaçlar için değil, film, müzik, kılık-kıyafet, makyaj, oyun, sinema, parti vermek gibi bireysel lüksler için. Bu sektör gençlerin kıdıklanan tüketiciliklerinden besleniyor. Toplumda öyle bir bakış varki, bu lükslere karşı çıkmak, gençlerin doğal gelişimine engelmiş gibi sunulup, ebeveynler doğrundan veya dolaylı ikna ediliyor. Yüzlerce TV kanalı, yüzlerce dizi film ile baş edemeyeceğine kanaat getiren ailelerin büyük çoğunluğu, mücadelelerini başladıktan kısa bir zaman sonra terkediyorlar. Bu da, ailelerin, çocuklarını 14-15 yaşından itibaren kaybetmeye başlaması demek. Bu kaybetmenin, fiziki olmaktan çok manevi bir kayıp olduğunu hatırlatalım.  Her geçen gün başka bir dünyada yaşamaya başlayan gençlerin, aileleriyle aynı evde yaşamaya devam etmeleri, sadece fiziki yakınlık. Bu durum, aile fertleri arasındaki uçurumu her geçen gün büyütüyor, makası açıyor. Velhasılı, aynı evde yaşayan insanlar birbirlerine yabancılaşıyor. Yabancılaşmaların sonuçlarında ise, aile içi şiddet, boşanmalar ve evlilik dışı ilişkiler ortaya çıkıyor. Aile içi şiddetten kastımız; sadece eşler arasında vuku bulanlar değil, çocuklara yansıyanlar tahminlerin de çok ötesinde. Almanya’da, kendi ailesi tarafından dövülen, cinsel tacize uğrayan ve öldürülen çocukların net sayısını kimse bilmiyor...

 Peki niye bu hale geldik? Kabaca iki grup sebepten bahsedilebilir. İlki, ferdin kendini ve aile ilişkilerini algılama şekliyle alakalı. Malum modern bireycilik, ferdi herşeyin merkezine koydu. Bunun tabiatı gereği, bireyler kendi çıkarlarını, ailenin ve toplumun üstünde görenler olarak yetiştirildi, yetiştiriliyor. Modern bireyciliğin korku sopası ise, ‘Bunu yapmazsanız, vahşi hayat şartları sizi yutacaktır’ pompalaması. İkincisi ise, kapitalizmin beslendiği ekonomik bağımsızlık ve imkanı. Bu da, ailenin çözülmesini hızlandıran en etkili faktörlerden. Bir üniversiteli genci düşünelim. Onun tahsil hayatından sonra ilk en büyük hedefi, haklı olarak ekonomik bir güvenceye kavuşmaktır. Almanya gibi ülkelerde kredi-borç sistemi, her ferdi bir şekilde borçlu hale getiriyor. Bu okumak için aldığımız kredi olabilir, ya altımızdaki arabanın taksitleri ya da oturduğumuz evin aylık kirası veya da taksitleri. Ayrıca üç dört neslin beraber yaşadığı geniş aile yapısında kullandığımız temel, çamaşır makinasından tutup, budolabına, bulaşık yıkayıcısına, ütüsünden fırınına her evde olması gereken malzemeler, çekirdek ailerin de ihtiyaçları. Yani, ne kadar çekirdek aile, o kadar malzeme satışı...

 

 Avrupa´da Türk aile yapısı

Almanya’ya dönecek olursak, göç süreci geleneksel Türk aile yapısını da değiştirdi. Almanya  Türkleri arasındaki boşanmalar, tavan yapmış durumda. Mikrozensus tarafından yapılan son araştırma sonuçlarına göre, göç süreci içerisinde geleneksel Türk aile yapısı dönüşüm içinde ve  boşanma oranı yüzde 5,3 oranında çıktı. Genç kuşak Türk kadınları, ilk ve ikinci nesle kıyasla çok ciddi farklı hayat tarzına sahipler. Onlar da, asli yerli hemcinslerininkiyle aynı bir hayat şeklini benimsemiş durumdalar. Alman kadınları gibi, onlarda çocuk sahibi olmaya çok sıcak bakmıyor kariyerlerini önemsiyorlar. Eğitim durumu yükselip ekonomik bağımsızlığa ulaşan Türk kadınlarının, Alman hemcinsleri gibi davranmaya başladıklarına dikkat çeken uzmanlar, eğitim seviyesi düşük olanların da kanunların kendilerine tanıdıkları hakları öğrendikçe, geleneksel hayat tarzlarının bağlayıcılığından yani mahalle baskısından kolaylıkla çıkabildiklerini vurguluyor. Welt am Sonntag gazetesinin okuyucuylarıyla paylaştığı araştırma sonuçları haberinde ilginç bir ayrıntı daha vardı: Eskiden Türkler’de neredeyse hiç rastlanmayan nikâhsız anne doğumlarında ciddi artışların olmasıydı... Anadolu’dan getirip konserve haldeki 'aile yapısı’, günümüzde artık son kullanma tarihini geride bırakalı çok oldu. ‘Almanya veya Avrupa Türk aile yapısı’ konusunda işin erbablarının çok ciddi kafa yorup, yeni bir tarif yapmalarına muhtacız. Hamasi cümleler yerine bu işin felsefesiyle ilgili çoğunluk toplumuna da ulaşacak söz ve tezlerimizi oluşturmaya mahkumuz. Okullarda cinsel ders bilgisine karşı çıkmak tamamda, yerine neyi nasıl yapmamız noktalarında tekliflerimiz nelerdir? Acilen, Avrupa Türkleri kültürel kimlik felsefesi konusunda çok ciddi kafa yormak zorundayız. Yıllardır ihmal ettiğimiz bu konuda neleri telafi edebiliriz, o da meçhul. Ama ‘zararın neresinden dönersek kârdır’dan hareket etmekten başka çaremiz de yok...  

 

 Modernleşme ve Geleneksel Ailenin Krizi

Toplumların aynası aileler, sosyologların en büyük yardımcılarıdırlar. Onlar aileye bakarlar ve böylece toplumu anlamaya çalışırlar. Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Avrupa Türkleri için aile eğitimi seferberliği başlattı.  Batı kültürünün etkisinde yetişen gençlerin Türk kültür ve geleneklerinden uzaklaşmasını engellemeyi hedefleyen çalışmayı, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (ASAGEM) organize ediyor. AB ülkelerinde yaşayan tüm Avrupa Türkleri’ne, Türk aile yapısı anlatılacak. Türk ailelerinin sorunlarına çözüm üretmede önemli bir veri tabanı oluşturduğu belirtilen ASAGEM Rapor’unda, temel sorunlar; Kuşaklar arasındaki anlayış farkı, yerli kültüre uyum zorluğu, okullarda yaşanan sorunlar, tüketim alışkanlıklarındaki değişimler, kamusal alana katılımdaki zorluklar, göçmen hukukuyla ilgili sıkıntılar olarak sıralanıyor. Tespit edilen sorunlar ışığında bir eğitim programı hazırlayan ASAGEM’in Almanya’da yaşadığımız aile krizinin aşılmasında ne kadar etkili olacağını zaman gösterecek. Bu konuda esas görev, buradaki sivil toplum kuruluşlarımıza düşüyor. Zira onlar başta mahalli idarelerin de maddi ve lojistik destekleriyle, ailelerin kurtarılmasına yönelik çok ciddi projleri hayata geçirebilirler. Hakkı teslim etmek adına Almanya, aile kurumunu ayakta tutmak için her yolu deniyor ve dağılmalardan adeta ne kurtarırsak kâr diye yaklaşıyor. Örnek mi? Aynı cinsiyetten oluşan birliktelikleri bile ‘aile’ gibi görüp vergilendirme işlemlerini buna göre yaparken, aile kurumuna verdiği önemi gösteriyor olmalı...

 Göç süreciyle yaşadığımız aile yapımızdaki kırılmaların ve asli yerlilerin yaşadıkları aile kurumundaki sıkıntıların aşılmasına Almanya Müslümanları olarak katkımız olabilir. Bunun yolu da, İslam’ın aile yapısına bakışının günümüze ait söz ve tezlerini ortaya koymamızdır. Modernlik adına ‘fayda-zarar’ ekseninden bakılan aile müessesesinin İslam Medeniyeti’ndeki yerini, değerini anlatmak, asrın şahitleri bizlerin en asli görevlerinden olmalı. Bir aile kurma yoluna giren veya bunu kurmuş olan Müslüman, kendinden ve eşinden önce, Allah'a karşı sorumluluk içinde olduğunu bilir. Yapacağı her haksızlığın hesabını mahkemedeki hakimden önce, Cenabı Hakk'a vermek zorunda olduğunun şuurundadır. Müslüman için aile, Kur'an'ın tabiriyle, eşler karşılıklı “bir rahmet ve sevgi” kaynağıdırlar ve çocuklar da onlara emanettir...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri