Diyanet, Almanya ve yenilik


Bu makale 13 ARALIK 2010, Pazartesi 22:35:22 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na görev süresi dolan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun yerine Prof. Dr. Mehmet Görmez’in getirilmesi, bilhassa hükümet muhalifi çevreler ile gönüllerinde başka isimlerin başkanlığı yatanlar tarafından değişik spekülatif değerlendirmelere tabi tutuldu. Bu değişiklikten kısa bir süre önce Berlin Din Müşavirliği’ne tayin edilen Prof. Dr. Ali Dere de zaman zaman belli çevrelerce münakaşa konularının içine çekilmek istendi.

 

Diyanet çevrelerinde sıkça ele alınan İslam ilahiyatıyla ve Müslümanların günlük hayatlarıyla alakalı birtakım konular, siyasi gündemle de bağlantı kurularak, Başkan M. Görmez’in dinde reform yapacağından siyasi sorumluluk gerektiren ‘açılım’ gibi projelerde rol alacağına değin bir hayli alanda spekülasyonlar, suçlama ve değerlendirmeler yapıldı.

 

Bir çok kurum hakkında, her yönetici değişiminde bu türden yorumların yapılmasını, sınırların aşılmaması, gerçeklerin sansasyona kurban edilmemesi, hakaret ve iftira boyutlarına varılmaması halinde demokratik ve açık toplumun bir gereği şeklinde kabul etmek gerekmektedir. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki son değişiklikle birlikte koparılan gürültüde haddin, dini özelliklere sahip bir yapılanmada olmaması gereken oranda aşıldığını gördük.

 

Aynı gürültülü ortamın Almanya’ya da yansıtılması için sanki belli çevreler hesaplı bir gayret içerisinde. Bazı malum çevreler, her müşavir değişikliğinde şu veya bu derecede görülmesine alıştığımız bazı önemli postlardaki değişiklik kararlarını ve diğer aktüel durumları da değerlendirerek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya’daki uzantısı Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) üzerinde çeşitli oyunlar sergilemek hevesine kapılmışlardır.

 

Bu çabalar, kısa sürede DİTİB’i itibarsızlaştırmaya, uzun vadede ise Almanya’daki Türk ve Müslümanların inançlarını muhafaza, gelecek nesillere aktarma, hayatlarını din ve vicdan özgürlüğünün gerektirdiği şartlara göre sürdürme konularında çıkarılan engelleri arttırmaya yöneliktir.

 

Köln’de yapımı süren Merkez Camii etrafında, başını ırkçı, yabancı düşmanı kişi ve odakların çektiği çevrelerce açık veya örtülü yürütülen kampanyalar da, Almanya’da vazife yapacak imamların Türkiye tarafından yetiştirilmemesi gerektiği yolunda dile getirilen görüşler de aynı gayelere matufturlar. Satır aralarında verilen, ‘DİTİB’in bir merkezden yönetilemeyecek kadar büyük olduğuna dair mesajlar, aslında tüm niyetleri açığa vurmaktadır.

 

Kimi organize güçlerin bilinçsiz mekanizması, kimi Türk ve İslam karşıtlığının yeminli askeri gibi kavgaya odaklanmış köşe kapma sevdalısı kişiler üzerinden yürütülen saldırıların, bizlerin hayatını zorlaştırması yanında, Almanya’daki uyumlu beraberliğe de önemli darbeler indirdiği açıktır.

 

Böylesi zamanlarda her sorumluluk sahibine düşen, kişi ve toplumun huzur ve sükununa engel teşkil edecek oyunları boşa çıkaracak davranışlar sergilemektir.

 

Halka düşen görev, kendi öz kuruluşlarına sahip çıkmaktır. Merkez Camii için yürütülen kampanyaya destek olmak kadar, cami yapımına karşı çıkanların azgınca eylemlerine karşı çıkmakta sorumluluk gereğidir.

 

Bu dönemde DİTİB, halka yakınlık politikasını sürdürürken, açıklık ve şeffaflık prensiplerini daha da ön plana çıkararak gücünü pekiştirmek zorundadır. Birlik ve beraberlik içerisinde, tespit edilmiş hedeflere odaklanarak idealistçe gösterilecek gayretler, faaliyetlere ivme kazandıracaktır.

 

Türkiye, hem yabancı bir ülkede yaşayan kendi halkına, hem de muhatabı Almanya’ya karşı sorumluluğu gereği, almak zorunda olduğu tedbirleri hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde uygulamaya koymalı, uygulamadakileri daha güçlendirerek sürdürmelidir.

 

Almanya, DİTİB söz konusu edildiğinde onun ‘uyum’ konusunda en çok takdir alan kuruluş olduğunu unutmamalıdır. DİTİB’i değerlendirirken, uyum kurslarından kültürel aktivitelere, sosyal aktivitelerden diyalog çalışmalarına, sportif çalışmalardan psikolojik destek gayretlerine uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösterdiğini göz önünde bulundurmalıdır.

 

DİTİB, kendisine bağlı cami-mescit sayısının yüksekliği ve cemaat yoğunluğu ile kadın, çocuk, genç, yaşlı, emekli hatta Türk ve Müslüman olmayan geniş kitlelere de hizmet götüren bir kurumdur. Cenaze Fonu, DİTİB-ZSU gibi yan kurumlaşmaların yaptığı çalışmalarla ulaşılan kitleler hesaplandığında, gerek Türkler gerekse Almanlar açısından DİTİB’in vazgeçilmezliği daha iyi anlaşılır. 30 yıla yaklaşan varlığı yanında nice on hatta yüz yıllara hitap eden bir yükün taşıyıcısı konumundadır. Hedef ve gayeleri, vizyonu ve misyonu ile DİTİB, Türk ve Müslüman kalarak geleceğimizin; içinde yaşanılan topluma tam uyum gayretlerine verdiği destekle huzurlu birlikteliğin teminatı mevkiindedir.  

 

50 yıllık gurbet hayatımızın en önemli kurumunun ırkçı kafalı bir avuç yabancı düşmanı, at gözlüğü takmış bir avuç sorumsuz politikacı ve sosyalleşememiş bir avuç muhterisin şerrinden muhafazasını gerektirecek gerekçeler hiç şüphesiz bunlardan ibaret değildir.

 

Şefik KANTAR

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri