Yuvarlak üçgenler ve köşeli daireler


Bu makale 2016-02-21 21:55:46 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Göç, göçmen, uyum, çok kültürlülük, kültürel kimlik, Almanya müslümanları kavramları, Almanya’nın defakto yeni yerlileri haline gelmiş biz Almanya Türkleri için hayatımızın envanterlerinden artık. Bunlardan göç deyince, farklı fiziki, sosyal, siyasal, ekonomik, veya kültürel ortamdan bir diğerine gidiş-geliş, göçmen deyince de; bu hareketin öznesi fert(ler) ya da grup(lar) akla gelir. Göç veya göçmen kavramları denilince akla doğrudan „fark“ gelir. ‘Fark’ denilince de otomatikman yeni bir boyutu düşünürüz. Bu da; ‘uyum’ veya ‘akültürasyon’dur. İşin uzmanları, ‘akültürasyon’u genel manada kültürleşme olarak tarif ederken, açılımı da; ’’ Bir kültürün ya da bir kültür öğesinin başka bir kültüre girmesi sonucu her ikisinin de değişmeye uğraması süreci’’ veya ‘’’ teknolojik devrimin insan ve toplum yaşamına getirdiği bir boyut, kültürler arası etkileşimin yoğunlaşması sonucu oluşan ortak alanın büyümesi’’ şeklinde yapmışlar. Orta Amerika yerli kültürü ile ilgili araştırmalarıyla tanınan antropolog Robert Redfield ‘akültürasyon’u böyle geniş izah ederken, Robert Lowi ise, basitçe ’’başka bir kültüre benzeme’’ diyor.

Birinci kuşağın tamamı ve ikinci kuşağın da çok büyük bir kısmı, doğduklarından farklı bir memlekete yerleşen ve içinden geldiği kültürü ile bağlarını sürdürürken aynı zamanda da, yeni yerleştiği Almanya’da çoğunluk toplumuyla barış içinde birlikte yaşamda, farkında olmadan yeni „kimlik“ler oluştu. Bu sosyolojik olarak vücut bulan „Kimlik“le birlikte, „Ben kimim?“ sorusu kendini göstermeye başladı. Göçmen ailelerin üçüncü ve dördüncü kuşak çocukları, bir yandan ailelerinin beklentilerine cevap vermeye, diğer yandan da içine doğdukları çoğunluk toplumundaki arkadaşlık gruplarıyla uyum içinde olmayı sağlayacak tarzda kimlik oluşturmada çok ciddi manada zorlanmaktadırlar. Bu zorlanmalarda onlara ciddi manada yardım edebilecek, mihmandarlık yapabilecek ne fertler var ne de kurumlarımızı oluşturabildik. Onun içindir ki, genç kuşaklarımızı ister kabul edelim ister etmeyelim, içinden geçtikleri eğitim çarkıyla çoğunluk toplumundaki hakim değerler yoğurmaktadır ve kişilikleriyle bilhassa kültürel kimliklerini ağırlıklı olarak onlar belirlemektedir. Dini kimlikleri ise daha çok çetrefilli olduğundan başka bir yazının konusudur. Bu kimliğin Almanya merkezli Avrupa’da Türkçe’nin varoluş ve gidişatıyla alaklı olduğunu belirtip, şimdilik geçelim...     

Kozmopolitik, marjinal ve ırki tepkiler

Kültürel ve inanç olarak çok farklı bir toplum içine gelen, gönderilen ilk kuşaklar, sahip oldukları bu alan değerleriyle, kendilerini tarif edip konumladırırlarken, genç kuşaklar da ise durum çok daha farklı. İlk kuşaklarla içine geldikleri Alman çoğunluk toplumu arasında bir farklılık söz konusuydu. Bu ‘farklı’ topluma zamanla ait olmak, dahil olmak, çok konuşmadığımız ‘akültürasyon’u beraberinde getirdi. Bunun gerçekleştiği süreçler ve faktörleri sorgulanmaya ve ehli tarafından derin analizlere muhtaç. Günlük hayattan mini bir örnek: Otobüs, tren veya tramvaylarda, ailesi göçmen asıllısıyla asli yerlisiyle genç kuşakların davranışlarını sakince bir gözlemleyelim. Bakalım hangi resimlerle karşılaşacağız.

Bizde genelde çocuklara aktardığımız norm ve kurallarda, içerik, motivasyon ve duygular neredeyse yoktur. İsterizki, saygı, sessizlik, namus ve bu gibi kurallar, niçin öyle yapıldığı sorgulanmaksızın korunsun. Buna uymayanlara anında vuracağımız damga hazırdır:  Saygısızlık, uyumsuzluk, haşarılık ve namussuzluk. Burada unuttuğumuz şey; köylerde kuralların kendisinin önemli olmasının aksine metropollerde artık kuralların manasının öne çıkmış olmasıdır. Burada genç kuşaklarımız, çok ciddi manada bir kültür çatışması yaşamaktadırlar. Bu sürecin onlarda oluşturduğu sınırkişilikleri, huzursuzluklarını ve sıkıntıları beraberinde getiriyor. Ne buna nede ona yani kültüre ait ol(a)mama, kozmopolitliği, marjinalliği ve ırki tepkiselliği doğuruyor.

Çoğunluk içinde var olabilme, varlığı sürdürebilme çırpınışlarından azınlık gruplarında netleştirilemeyen etnik-kültürel mensubiyet ve çift sosyalizasyonların, akültürasyon, asimilasyon ve etnik kimlik kaymalarıyla etnik uyumsuzluğu içinde barındırdığını görüyoruz. Mesuliyetleri arttıkça, kendi kişiliklerinin, kimliklerinin ne olduğunu sorgulamaya başlayan genç kuşaklar, heterojen olarak yaşadıkları kültürün etnisite ve kurumsal ayrımcılığıyla  karşılaşınca yeniden bir şok yaşıyor. Buradaki reaksiyonun şiddeti ve reaksiyona sıhhatli eşlik edilememesi, radikalizm tehlikesini içinde barındırıyor.  

Azınlık toplumundan gelenlerin, kurumsal bazda ‘öteki’ muamelesi görmesi, yapısal asimilasyondur ki, bu da asimilasyonun anahtarıdır. Şimdi anladık mı, göçmen asıllıların kamu başta resmi, yarıresmi dairelerde, kurumlarda toplumdaki oranları nisbetinde bile neden temsil edilmediğini. Kısmi olarak ikinci ve devamındaki kuşakların ise istisnaları hariç kahir ekseriyetinin çoğunluk toplumunun önce kültürel davranış kalıplarını öğrenip üstlenmesi ise, kültürel asimilasyondur yani diğer tarifle; akültürasyondur.

Ayrımcılık, asimilasyon ve kopuşlar

Kültürel asimilasyon yani akültürasyon süreçlerine dikkali baktığımızda, diğer boyutlarda, alanlarda otomatik bir asimilasyonu beraberinde getirmiyor,’’başka bir kültüre benzeme’’yle kalınıyor. Yani o benzenilen kültürün mensubu olunmuyor. Duruma göre, kah oralı, kah buralılığın altında yatan da bu olsa gerek. Habermas’ın tesbitlerinden birinde; ’’Göçmenler ne kadar kendi kültürel değerleri üzerine kurulu grupların içine kapanırsa, toplumsal yapılanmada o kadar yükselme şansından, imkanından, fırsatından, eşitliğinden uzaklaşmaktadır.’’diyor. Almanya’da, ‘uyumlu’ rol modelleri olarak gösterilen öznelere bakarsak, bu tesbiti daha iyi anlamamız mümkün olur. Evet, çoğunluk toplumu ister politik, ister ekonomik, ister demografik çıkarları ekseninde bir yandan göçmenlerin kendileri olmalarına izin vermeyip, diğer yandan da toplumsal yapıda yükselmelerine takoz koyarak, kendi kültürel çerçevelerine itip sıkıştırmayla, toplumsal katılım ve hak taleplerinden uzaklaştırmaya çanak tutarak, ayrımcılığı kurumsallaştırıyor. Politik ve bürokratik akıl, ayrımcılığın asimilasyon değil de, kopuşları beraberinde getirdiğini bilmiyor olabilir mi?

Dikkatle bakıldığında, Almanya’da yaşanan akültürasyon süreci, kendi kendine oluşmuyor bunun bir yönetiminin de var olduğu görünüyor. Eyaletlerde verilmesiyle övündüğümüz, ‘İslam Din Dersleri’ müfredat programlarına bakınız. Buna ilevaten sosyal medyada yapılan kimlik tartışmalarının etnisiteden bağımsız, dini aidiyet üzerinden yapılması bunu net olarak gösteriyor. Paylaşımlarda dikkat çeken; dini olanın öne çıkmasıyla kimliğin etnik yanının öneminin azaldığı, kaybolduğudur. Bu da demektir ki, gelecek kuşaklarda, orijin ile ilgili bağlantılar giderek kopacaktır... Yani, asimilasyonun önündeki en büyük direnç etnik (kültürel) kimlik, yerini dönüştürülmesi hiçte zor olmayan sadece dini kimliğe bırakacaktır. Yakın gelecekte, etnisite soslu dini kimlik tartışmalarına başlanırsa, kimse buna şaşmamalı...

Robert Lowi’nin basitçe, ’’başka bir kültüre benzeme’’ dediği akültürasyon eksenine geri dönecek olursak, yukarıda da belirttiğim kuşaklarımız, gerçekten çoğunluk toplumunun gençliğiyle  ayırdedilemeyecek kadar benzeşme içindeler. Ülke sosyal bilimcileri, ilahiyatçıları ve felsefecileri, Alman gençliğinin tüketimde hep talep eden fakat ne üretime katkıya ne de sorumluluk almaya yanaşmadığını, bunun da toplumun geleceği açısından çok tehlikeli olduğuna dikkat çekiyorlar. Politikaya ilgisi tabana vuran genç kuşaklar, toplumun sesini duyurabilen derneklere de oldukça mesafeli ve soğuk. Bu durum bizlerinkilerde de hiç farklı değil. Dünyada olup bitenlere de, ’’Aaa, öyle mi?’’den başka bir tepki cümlesi de yok adeta. Herşeyin en son modeline sahip olmanın, bireyin toplumda yerini belirlemesinin yaşandığı günümüzde, kapitalizmin yıllardır pompaladığı, ‘haz’ ve ‘hız’cılığın başarıya ulaştığı görülüyor. Bu, hiç birşeye karışmadan en üst perdeden yaşama isteği ve şekli, sosyoekonomistlerin dikkat çektiği gibi, ömürlerini borçla geçirecek kuşaklara işaret ediyor. Bunun göçmen asıllısı, asli yerlisi yok. Biri diğerinin aynısı, yani hepsi akültürel...

Yazımızın başlığına gelince de, yuvarlak üçgen olmaz, köşeli daireler de meskenlerimizmiş. (Referans 27)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri