Yeni kavimler göçü


Bu makale 2015-10-16 05:31:52 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Milletlerin tarihinde olduğu gibi kıtaların tarihinde de ‘kavimler göçü’ diye bilinen tarihi hadiselerin önemli rolü vardır. Kavimler göçü dendiğinde her ne kadar 4. Yüzyıl ortalarında başlayıp 9. Yüzyıla kadar devam eden Asya’dan Avrupa’ya doğru göçler akla gelse de, etkisi onlarla kıyaslanmayacak oranda olsa da sonraki yüzyıllara damgasını vurmuş bir hayli kıtalararası göç dalgası mevcuttur.

Amerika kıtasının fethinden sonra Avrupa’dan bu kıtaya göç gibi, Afrika’dan milyonlarca insanın köle olarak götürülmesi de aslında belli bir kavimler göçü niteliğindedir. Asya’dan Avrupa’ya gerçekleşen kavimler göçü ile nasıl Türk-Hun-Moğol soylular bu kıtanın şekillenmesinde önemli rol oynadı ise, Avrupa ve Afrika’dan yapılan göçler de Amerika kıtasının bu gününü şekillendirdiler.

Aslında tarihin eski dönemlerinde göçlerin daha ziyade tabiat şartlarının etkisiyle gerçekleştiği kanaati hakim ise de, tarih boyunca değişmeyen en önemli gerçeklerden birisi göçlerde fetihlerin, savaşların ve kıyımların daima öncelikli bir rol oynadığıdır.

Savaşların yol açtığı göç dalgalarının günümüzde de devam etmekte olduğu aşikardır. 1. ve 2. Dünya Savaşları sadece milyonlarca insanın yok olmasına değil, milyonlarca insanın da yerini yurdunu terk edip başka diyarları vatan tutmasına yol açmıştı. Göç dalgaları sadece Dünya savaşlarının sonucu olmayıp ekonomik şartların, siyasi çalkantıların ve mahalli savaşların da sonucu olabilmektedir. Sadece son 50 yıla bakıldığında bile ne gibi büyük nüfus değişimlerinin yaşandığı insanı hayrette bırakabilmektedir.

Son dönemlerin kitlesel göçlerinin Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya doğru olduğu gözlenmekte-dir. İşgücü göçü nedeniyle bu kıtalardan başta Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerine gelip yerleşen milyonlarca insana son zamanlarda yoğunlukla savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar eklenmiştir. Afganistan, Irak ve Suriye yanında Libya ve diğer Afrika ülkelerinden milyonlarca insan Avrupa kapılarını zorlamakta, bazısı daha bu kapılara ulaşamadan hayatını kaybetmekte, duvarları aşabilenler onları nasıl bir geleceğin beklediğini tam bilmeseler bile kendilerini kurtulmuş ve mutlu hissetmektedirler.

Birçok savaşın müsebbibi ve finansörü durumundaki Avrupalılar, bir yandan bu göç dalgasına karşı tedbirler geliştirme arayışlarını sürdürmekte bir yandan da yaşananları kendi gelecekleri için kârlı duruma dönüştürebilmenin hesaplarını yapmaktadırlar. Hemen her Batılı ülke kendi sosyal, siyasi, demografik şartlarına göre bir mülteci planlaması yaparak gelenleri az zararlı, çok yararlı halde değerlendirmek isterken, bilhassa kültürel yönden ‘hâkim durumda kalma’ özelliklerini kaybetmemeye büyük ehemmiyet vermektedirler.

Bazı ülkelerin sadece Hıristiyan göçmen alacağını ilan etmesi, bazı ülkelerin takdis edilen kişi ve ailelere öncelik tanıması gibi uygulamalar, bu uzun vadeli hesaba yöneliktir. En çok üzerinde durulan konu ise, ‘ülkenin ve toplumun kaldıra-bileceği oranda mülteci kabulü’ hassasiyetidir. Bünyelerindeki ırkçılık genlerinin düzeyini gayet iyi bilen Batılılar, ülkeye kabul edilenlerin kısa ve uzun vadede sosyal ve siyasi çalkantılara sebebi-yet vermemesi yolunda baştan tedbirler alma yolunu seçmektedirler. Ancak bunda pek başarılı olabildiklerini söyleyebilmek mümkün değildir.

Batılılar her ne kadar binli, on binli rakamları telaffuz etseler de son yaşanan göç dalgasının yüz binli ve milyonlu rakamlara ulaşması kaçınılmaz görünmektedir. Eski ve yeni mülteciler, bunlara ilaveten işçi göçü suretiyle Avrupa’ya gelip yerleşenler ve diğerleri hesaba katıldığında geçmişin kavimler göçünü hatırlatan manzaralarla karşılaşılabileceğini tahmin etmek güç değildir.

Batı’nın basit mantık hesapları ile alacağı göstermelik tedbirlerin bu akışı durdurmaya yetmeyeceği ve sonuçlarından kurtaramayacağı açıktır. Açık olan bir diğer husus ise, Batı’nın bu göçleri tetikleyen amiller konusunda kılını kıpırdatmak istememesi ve hadiseleri aymazca bir arogantlıkla değerlendirmesidir. Alman Şansölyesi Angela Merkel’in ‘Mekke daha yakınken bize gelmek istiyorlar’ mealli beyanları bunun ifadesidir.

İlk kavim göçlerinin gerçek sonuçlarını nasıl aradan asırlar geçtikten sonra görebildiysek, şimdi yaşananların etki ve sonuçlarını da ilerde görebileceğiz. Ancak iletişim çağında zaman çabuk akmakta, bir yüzyılda yaşananlar birkaç yıla sığabilmektedir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri