Avrupa Birliği’ni kim kurtaracak?


Bu makale 2015-10-16 05:18:56 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Avrupa Birliği'ni kurtaracak üçüncü yol henüz ufukta görünmüyor. Asırlar boyunca Almanya ve Fransa arasındaki mücadelelerden, savaşlardan bıkıp usanan Avrupa, şimdi bu iki ülke arasındaki dostluk, uzlaşma ve işbirliğinden şikayetçi.

İkinci Dünya Harbi’nin ardından Almanlarla Fransızların tekrar savaşmaması ve kıta Avrupa’sında yeni bir savaş çıkmaması arayışı içindekiler için ‘’Avrupa Çelik ve Kömür Birliği’’ ile başlayan ve ‘’Avrupa Birliği – AB’’ ile nihayetlenen süreç ümit verici bir gelişme idi. 1949 yılında dönemin Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından müjdesi verilen Çelik ve Kömür Birliği, sanayi çarklarının dönmesi için gerekli yer altı zenginliklerinin kavgasız gürültüsüz çıkarılmasını, paylaşılmasını ve üretimde kullanılmasını sağlamaya yönelikti. Ülkeler, buna ulaşmak için milli egemenliklerinin bir kısmını bir üst otoriteye devretmeye razıydılar. 1951 yılında Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Luxemburg ve Belçika tarafından hayata geçirilen oluşum uzun, ince ve çileli bir yolun başlangıcı idi.  

Avrupa Konseyi (Avrupa İşbirliği Örgütü), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi gibi kurumlarla desteklenen teşebbüs, 1957 yılındaki Roma Antlaşması ile bir adım daha ileriye götürüldü. 1965 yılında ise oluşuma, tüm ilgili kurumlar üst bir organ altında organize edilerek Avrupa Ekonomik Topluluğu adı verildi.

Bir hayli süren teorik ve pratik alandaki çalışmalar neticesinde Brüksel, Maastricht, Amsterdam, Nice ve nihayet Lizbon süreçleri ve anlaşmalarına ulaşıldı. Bugün 28 üyeye sahip AB, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi alanlarda dünyanın belirleyici güçlerinden birisi haline geldi. Avrupa’da savaşı önleme, mal, sermaye ve insan dolaşımını liberalleştirme, refah düzeyi çıtasını yükseltme, ortak para birimi gibi konularda görece başarılar elde eden Birlik, bilhassa Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi bir devlet haline gelmeyi, ortak siyasi anlayış, ortak ordu vs gibi konularda hedeflerine ulaşamadı. Ortak bir Anayasa yapamadı. Maddi sınırları yıkmış olmasına rağmen, manevi duvarları yıkamadı, ortak ekonomik çıkarları korumanın yerine milli çıkarları koruyup gözetme anlayışı varlığını sürdürmeye devam etti.

Uzun yıllar süren çabalar sonunda Almanya – Fransa yakınlaşması büyük ölçüde sağlandı; ancak İngiltere’nin ana eksene dahil edilmesi süreci problemli olduğu gibi, Birlik içindeki rolü de problemli olmayı sürdürüyor. Siyasi, askeri konularda daha ziyade ABD ile birlikte hareket etmeyi benimseyen İngiltere, para birliğine girmediği gibi, Avrupa Birliği’nin mahiyetini ve işlevlerini de sürekli sorgulayan bir tutum sergiliyor.

Gelinen noktada Almanya – Fransa ekseni, Avrupa Birliği’nin sahibi veya büyük ağabeyleri rolü oynarken diğer ülkeler mecburen pazar ve tâbi rolü oynuyorlar. Küçük ülkeler ‘merkezden ne koparırsak kârdır’ anlayışı ile hareket ederken büyükler ‘küçükleri ne kadar sömürürsek kârdır’ anlayışı sergiliyorlar. Bu tutum, birkaç yıldır kamuoyunu meşgul eden Yunanistan’da yaşananların benzeri hadiseleri teşvik ve davet ediyor. Durumun vehâmetinden dolayı gündemde sürekli Yunanistan yer alırken benzer problemlerin İspanya, İtalya, Portekiz, İzlanda vs gibi başka ülkelerde de var olduğu biliniyor. Bulgaristan, Romanya, Macaristan gibi Euro bölgesi dışındaki ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal seviyenin AB ülkelerindeki standartların çok altında kaldığı da görülmekte.

Yunanistan’ın resmi anlamda iflası ile neticelenen son kavgada Yunanlar, işin aslının büyük AB ülkelerinin bilhassa Almanya ve Fransa’nın kendilerini ezmek, sömürmek, ellerindeki ekonomik değerleri gasp etmekten kaynaklandığına inanıyorlar. Başta Almanlar ve Fransızlar olmak üzere ana çekirdeğe mensup ülkeler ise işin aslının Yunanistan’ın çalışmadan, üretmeden hak etmediği bir refah düzeyinde yaşama ısrarından kaynaklandığı görüşünde. Bu çerçevede kurtardın-kurtarmadın, batırdın-çıkardın yollu kayıkçı kavgasına dönüşen çekişme, Yunan halkının yapılan referandumda AB’nin kendilerine dayattığı kemer sıkma politikalarına ‘hayır’ demesiyle neticelendi.

Bundan sonraki merhalede beklenen; ya AB’nin ‘biz batarsak siz de bunun ceremesini çekersiniz’ şantajını yenileyen Yunanistan’a sonu gelmeyecek can simitlerini atmayı sürdürmesi, ya da ‘inceldiği yerden kopsun’ diyerek Yunanistan’ı kaderine terk etmesidir. Şimdilik iki tarafın zarar etmeden çıkabileceği bir yol görünmemektedir. Görülmeyen bu yol Avrupa Birliği’ni kurtaracak yoldur.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri