DİL KÖRLÜĞÜMÜZ...


Bu makale 2015-10-01 02:07:47 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Genel anlamıyla dilin, düşünce, duygu ve güdüleri, doğrudan ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan anlatım araçlarından biri olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Gelişmiş bir iletişim aracı olan dil, düşünce ve zekanın da bir göstergesidir. Dil, bir ortaklıktır ve sadece iletişim kurmamızı sağlamaz, aynı zamanda bu iletişimler sonucu ortaya çıkan kültür unsurlarının da nesilden nesle ulaşmasının taşıyıcılığını yapar.

 

Şayet dil kusurlu ise, kelimelerin düşünceyi iyi ifade edemediğini en bariz bir şekilde yaşayan biz, Avrupa Türkleri çok iyi biliriz. Bilhassa çocuklarımız genç kuşakların, kendilerini Türkçe ifade biçimlerine bakmamız yeterlidir. Düşünce iyi ifade edilemezse, yeni yerlisi haline geldiğimiz Almanya merkezli Avrupa’da, kültürel kimliğimizin muhafaza ve ileriye yönelik taşınması, inşası gerektiği gibi yapılamaz. Böyle durumlarda da, âdet, kural ve kültürün bozulduğunu gösteriyor tarih bize. Âdet, kural ve kültür bozulursa, adaletin de topuzu kayar, dengesi bozulur.  Bu hal, bireyleri ve onun oluşturduğu toplumları şaşkınlığa iter, varoluşsal bağlamda da işin nereye varacağını kestirmek adeta imkansızdır. Tıpkı, Avrupa Türkleri kültürel kimlik tarifini bir türlü yapamadığımız gibi. İşte, bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

 

Dil, sadece insana mahsus bir olay da değildir. Mesela, yaprakları solmaya, buruşmaya başlayan bir bitki de, ya susadım veya hastayım diyordur, bilirsiniz. Yani bitkilerin bile doğaya dönük dilleri var. Demek ki, kainatta tüm canlıların, kendilerini ve hallerini anlatabilme şekli mevcut. Bunun adına da bildirişim deniyor.

 

 HAYATA DİL ÜZERİNDEN BAKAR, OKURUZ...

Evet, konumuz, insan dilidir. İnsanların kendilerini ifade etmelerinde, aralarında anlaşma  aracı olan dil, kendine has sistematiğe sahip, duygu ve düşünceleri bildirmeye yarayan ses, işaret ya da hareketlerin toplamıdır. Teknik olarak baktığımızda da; konuşma dili, yazı dili, hareket dili şeklinde üç ayrı görüntüyle karşılaşırız. Doğal, çoğrafya,tarih, anlatım düzeyi ve anlatım biçimi, dil bilim bakımından dile girmek, bu yazımızın konusu değil.  

 

İnsanların duygu ve düşücelerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmanın, lisan olduğu malum. Gelenek ve görenek gibi dil de, birlikte yaşamanın bir sonucu olarak doğuyor. İnsan, dünyayı ve hayatı dili sayesinde tanıyor. Türkçeyi bilmeyen bir çocuğumuz, dünya ve hayatı vakıf olduğu hangi dil ise onun kavramları üzerinden okuyor, anlıyor, tanıyor. Hülasa, dil olmadan insanın sosyalleşmesi, diğer insanlarla ortak bir dünya kurması adeta imkansız. Sadece almanca konuşan veya biraz almanca biraz Türkçe konuşan gençlerimizin, kültürel kimlik arayış ve kimlik kırılmaları, bunun en net örnekleridir.

 

Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir araç olduğundan, duygu ve düşünce birliği olan bir toplulukları oluşturur. Bilhassa birinci kuşak Almanya Türkleri bizzat yaşadıkları için çok iyi bilirler:  Dilini bilmediğimiz bir yerde, toplumda etrafımızda ne kadar kalabalık insan olursa olsun, kendimizi hep yalnız hissederiz.

 

DİL, ORTAK KÜLTÜR DEĞERLERİNİ TAŞIR

Aynı dili konuşan insan toplulukları ortak kültür değerlerini paylaşır ve dil, kültürü taşır. Ne yaparız? Her türlü birikimimizi dil aracılığıyla genç kuşaklara aktarırız. Peki, onların konuştuğu dile bizler, bizlerin konuştuğu dile de onlar vakıf değilse, ne yaşıyoruz? İletişim bozuklukları ve kültürel kırılmalar, kopuşlar kendini göstermeye başlıyor, şimdilerde yaşadıklarımız gibi...

 

Ziya Gökalp’ göre, dil kültürün temel unsurudur, duygu ve düşüncenin âdeta kabıdır, aktarımlar bu kabla olur. Bunun biz Avrupa Türklerine geniş izahatları için Filologlara  büyük görev düşmektedir.

 

KÜLTÜREL KİMLİK, DİL ÜZERİNDEN OLUŞUR

Bir milleti, topluluğu ayakta tutanın, onun varlığını ve devamını sağlayanın, ortak kimlik şuurunu besleyip, bireylerini birbirine yaklaştırarak aralarında birlik yaratan unsur olarak dil, hava su gibi çok önemlidir. Öyle ki milletlerin, toplulukların ve azınlıkların yaşadıkları çoğrafyalardaki varlıkları, dillerinin varlığıyla sürekliliğiyle mümkündür. 

 

Bu durumun çotaaaan farkına varan Almanya, demir perdenin dağılmasının ardından Alman kökünden olanların yaşadıkları Rusya başta Türk cumhuriyetlerinde, 110 Alman Dil ve Kültür Enstitüsü kurup, bunların idare yani işletilmesini mahaldeki insanlara bırakarak, oralardaki soydaşlarına ulaşmayı onlarla kopmuş kültürel bağların yeniden tesisini denemektedir. Yine Almanya, Çek Cumhuriyeti’ndeki yaklaşık 20 bin civarındaki Alman asıllıyla kültürel kopuşu tamir ve iletişimi yeniden kurmak için oradaki kültür enstitüsüne sessiz sedasız yıllık, 40 Milyon Euro harcamaktadır ve bu işe bakan F. Dışişleri’nde bir müsteşar görevlidir. Avrupa Birliği üyesi de olan Çek Cumhuriye’tinde Almanya’nın böyle güzel, takdire şayan bir yatırımı bizleri ciddi ciddi düşündürüp, ivedilikle Almanya merkezli Avrupa Türkleri kültürel kimlik politikamızda neleri yapıyoruz veya yapmıyoruzu masaya yatırmamıza vesile olmalı. 

 

Mesela Almanya’da merkezi şehirlerde kaç Fransız Kültür Enstitüleri faal ona bir bakmalı Türkiye politik aklı. Sahi Almanya’da kaç Fransız var ki? Buna ilaveten Amerikan Kültür Merkezleri, İtalyan Kültür Merkezleri neler yapıyor Almanya’da? Bunlardan hangileri Türkiye’de faal ve bunların hitabettikleri kaç, Alman, Fransız, Amerikalı var ülkede?

 

AB’DE 6 MİLYON TÜRKÇE KONUŞANI GÖREMEME KÖRLÜĞÜMÜZ

Peki üç milyonu Almanya olmak üzere yaklaşık altı milyon Türkçe konuşanın yaşadığı Avrupa Birliği sınırları içinde, kaç Türk Kültür Enstitüsü var? Ülkeler kurdukları bu merkezler üzerinden vatandaşlarının yaşadığı çoğrafyada harıl harıl çalışırken, bizler ise, içinde bulunduğumuz duruma baktığımızda; işin sadece konuşmalarıyla meşgulüz, istişaresizlikten de, ne kadar iyi niyetli adımlar, girişimler varsa, bırakın orta soluklu olmayı, kısa vadeli bile olamadan dağılıyoruz ya da dağıtılıyoruz. 

 

Avrupa Birliği içindeki bu yaklaşık 6 milyon Türkçe konuşan insanların, Türkiye için çok ciddi bir potansiyel olduğunun görebilmemiz için, sanırım yüksel tahsil yapmaya gerek yoktur. Peki, bu mevcut fırsat ve birikimleri neden layıkıyla değerlendiremeyiz, düşünemeyiz? Elin oğlu, kızı, diasporası üzerinden kendi ülke politikası için harıl harıl çalışıp semeresini de toplarken, bunlardan bizlere dokunanlara kızıp, bağırıp çağırmakla, aldığımız mesafeyi birileri bize anlatmalı...

 

Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları üzerinden çok iyi niyetli, nokta varide olsa  çalışmaları da görmemezlik edecek değiliz. (Bu ne bir reklam ne de yağ çekmedir). Haklı olarak, seçimlere katılıma yönelik gösterilen faaliyet ve çalışmaların yüzde birini AB sınırları içinde bir ‘dil birliği’nin geleceği için niye gösteremiyorsak... 2015 Türkiye’sine hem yakışan hem de onun mecbur olduğu; tek tipci değil, Avrupa’daki Türkçe konuşanları daha geniş kucaklayıcı, uzun soluklu istişarelerle oluşturulmuş planlar, proğramlar ve projeler geliştirip hayata geçirmektir. Bunların nüvesini oluşturabilecek, dandiklikler yüzünden dağıtılmış ‘Anadilim Türkçem’ girişimini bu işin fikir ve isim babalarıyla acilen tekrar canladırılmalıyız. Aksi adımlar; zaman kaybıdır, sosyal sermaye israfıdır, ipe un sermedir, vaziyeti idare girişimleridir. Bu haksızlığı ve israfı hiç olmazsa bari genç kuşaklara  yapmamak lazım... Bekleyip, göreceğiz..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri