"Orta Avrupa’ya özgü şekillenen bir İslam için" (2)


Bu makale 2015-05-16 00:57:06 eklenmiştir.
YAZI-YORUM - Ali KILIÇARSLAN

Dört CDU milletvekili (Kuzey Ren Vestfalya eyalet milletvekili Serap Güler ve Thomas Kufen, federal milletvekili Günter Krings ve Jens Spahn) tarafından açıklanan „Orta Avrupa’ya özgü şekillenen bir İslam için“ (1) başlıklı taslak metnin Türkçe’sini daha önce paylaşmış (2) ve metnin altında imzası bulunan milletvekillerine altı soru yöneltmiştim. Federal milletvekili Jens Spahn soruları cevaplandırdı. Jens Spahn’ın cevabını, aynen aktarıyorum.

 

1- „Kur’an’ın harfi harfine yorumu çağımıza uygun değil“ diyorsunuz. Sizin düşüncenize göre Kur’an nasıl yorumlanmalı?

Kur‘an büyük ölçüde savaş dönemlerinde oluşmuştur ve kendini de aynen bu şekilde ifade ediyor. Nasıl ben, 2015 yılında Eski Ahit‘in ‚göze göz, dişe diş‘ ilkesiyle yaşamak zorunda olmadığm için memnun isem, bazı sureler de sadece bu tarihi savaş konteksti içinde değerlendirilmelidir. Soru, mesajın özünün ne olduğu, eylemin üst sınırının ne olabileceğidir. Ve bu, 21. yüzyıla aktarılmalıdır. Özellikle üniversite eğitimi gören ilahiyatçıların bu görevi üstlenmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden Alman üniversitelerinde İslam ilahiyatı okuyan ilk müslümanların mezun olmalarını iyi buluyorum. Onlar, Kur’an-ı zamanımızın konteksti içinde topluma aktarma görevini üstlenecekler. Esasında, kadına el vermeyen aşırı bağnaz hıristiyan ve musevilerle de bir şeye girişemem.

 

2- „Kur’an-ı tarihi kontekst içinde gören ve günümüzde avrupai bağlamda yorumlayan bir İslam’ın taraftarları bizim desteğimize güvenmelidirler“ derken, ne tür yardımı kastediyorsunuz? Bu gayeye ulaşmak için şu anda yardım yapılıyor mu? Yapılıyorsa, hangi kuruluş veya şahıslara yapılıyor?

İslam ile diyalog ve İslam kürsüleri doğru istikamette atılmış adımlardır. Bunları daha da yoğunlaştırmak zorundayız. Fakat, çelişkili (paradoks) bir durum var: Bir yandan Almanya’da İ(Şİ)D ve Paris’teki olaylarla ilgili medyada çıkan haberlerden dolayı müslümanlara karşı büyük bir güvensizlik var. Diğer yandan da burada yaşayan müslümanların büyük çoğunluğu demokrasiye ve değerlerimize bağlılar. Hatta homoseksüellerin kayıtlı eş olmaları çoğunlukla destekleniyor. İşte bu, gerçek bir diyaloğu hayata geçirmek ve ön yargıları nihayet ortadan kaldırmak için şansımızdır. Acak bu, sadece sorunlar ve farklı bakış açıları açıkça konuşulursa mümkün olabilir.“

 

3- „Reformasyon“dan ne anlıyorsunuz? Size göre İslam’da nasıl bir reform yapılmalı ve bunu gerçekleştirecek dini otorite/makam kim(ler) olmalı?

Benim için her şeyden önce, politika tarafından istismar edilmeyen ve istismar edilmeye müsaade etmeyen bir İslam önemlidir. Onun dünyevi bir güçten bağlayıcı hukuka kadar, bir iddiasının olduğu genellikle fark ediliyor. Anayasa ve devlet dinin üstündedir, tersi değil. Bu açık olmalıdır. Ve buna günümüzle bağdaşan Kur‘an yorumu da dahildir. İnanç, bir topluma karşı değil, ancak içinde ve birlikte yaşanır. Bu, bizim gurur duyabileceğimiz bir kazanımdır ve bütün dinler için geçerlidir. Elbette bu zorla ve hatta kanunla da olmaz, bilakis müslüman toplumların içinden çıkmalı ve gelişmelidir. Bana göre yan yanalık çok fazla ve birliktelik çok az. Mevcut kürsüleri daha fazla desteklememiz ve müslüman toplulukların yurtdışından finanse edilmemeleri için alternatif bulmamız da buna dahildir. Almancası iyi olmayan ve sadece kısa bir süre Almanya’da kalan bir imam, gerçeğe uygun bir inancı Almanya’da aktaramaz. Nedeni çok basit; çünkü, buradaki günlük hayatı tanımıyor. Hiç şüphesiz, Brezilya‘daki veya Endonezya’daki katolik güncel hayat da Almanya’dakinden daha farklıdır. Bu, İslam’da da farklı olmayacaktır.“

 

4- „Alman İslam Konferansı’na katılan gruplar, burada yaşayan müslümanların sadece çok küçük bir azınlığını temsil eden teolojik değil, daha çok dini-siyasi muhataplardır. Bugüne kadar alternatif olmadığı için görüşmelerin, etkinliklerin ve devlet anlaşmalarının partnerleridirler“ şeklindeki ifadenizle alternatif çalışmalarınız olduğunu mu söylemek istiyorsunuz? Eğer öyleyse, yeni alteratif nasıl olmalıdır?

2009 yılında yapılan ‚Almanya‘da Müslüman Hayat‘ araştrması, Almanya’da yaşayan müslümanların büyük çoğunluğunun, onları temsil ettiğini iddia eden kuruluşları tanımadığını göstermiştir. Bu kuruluşlarla kişisel bir özdeşleştirme de yok. Burada söz konusu olan, polikadan sadece teşvik gelebileceğidir. Politikacı olarak Katolik Kilisesi ile irtibata geçmek istediğimde, Berlin’de Katolik Kilisesi‘nin bürosu var. Protestanlar‘da Protestan Kilisesi Konseyi ile konuşuyorum. Yahudi Merkez Konseyi de burada önemli bir muhatap ve kulak verilen tek sesi var. Bütün müslümaları temsil eden tamamen meşru bir muhatap ile fikir alışverişinde bulunmak istediğimde, bugün bunu yapamıyorum.“

 

5- Hangi müslüman çatı kuruluşları, Alman üniversitelerinde İslami Teoloji Kürsüleri’nin kurulmasına direniş gösteriyor?

Münster’de 2013 yılında icazeti alınmak istenen yüksek okul öğretmeni ile ilgili tartışmaları mutlaka hatırlayacaksınız. Bu yıl başında, Erlangen‘li din pedagoğu Harry Harun Behr de müslüman çatı kuruluşlarının İslam Teoloji Kürsüleri’ndeki öğretim programı üzerinde artan etkisini eleştirdi. Her bilimci, içerik hakkında tartışmalar olabileceğini bilir. Eğer bu dahi engellenecekse, bunun artık bilim ile hiçbir bir ilgisi olamaz, tam tersine sansür kokusu veren açık bir müdahale olur.“

 

6- „Orta Avrupa’ya özgü şekillenen bir İslam için“ başlıklı taslak metniniz, Almanya gibi seküler bir hukuk devletinde politikacıların dine ve dini toplulukların ‚kendi davranış biçimini tayin etme hakkı‘na müdahele olarak değerlendirilebilir mi?

Hayır, tam tersi bir durum söz konusu: Biz, Almanya gibi çoğulcu bir ülkede, Müslümanların ve Hristiyanların, aynı şekilde Yahudilerin ve ateistlerin bir arada yaşamalarını ve bu ülkeyi şekillendirmelerini istiyoruz. Bu yolun başında, ki mutlaka adım adım büyük bir meydan okuma olacaktır, bana göre dürüstçe bir tartışma olmalıdır. Bizi ayıran şeylerle uğraşmalı ve birleştiren şeyleri daha belirgin bir şekilde öne çıkarmalıyız. Günlük hayattaki sorunlar hakkında daha fazla konuşmalı ve geçmişte nerede hatalar yaptığımızı da görmeliyiz. Fakat hedef, İslam‘ın toplumda yer bulması ve sürekli olarak kendisini savunma durumundan kurtulmasıdır. Belki o zaman daha fazla insanın dudaklarından ‚İslam, Almanya’ya aittir‘ cümlesi kolayca dökülebilir.“

 

Bu arada yeni bir gelişme daha oldu: Hıristiyan Demokrat Parti’ye (CDU) yakınlığı ile tanınan Konrad Adenauer Vakfı’nın girişimiyle „Almanya Müslüman Forumu (Muslimisches Forum Deutschland) kuruldu.

Hem „Orta Avrupa’ya özgü şekillenen bir İslam için“ başlıklı taslak metin hem de Almanya Müslüman Forumu hakkındaki görüşlerimi en kısa zamanda paylaşacağım.

 

Ali Kılıçarslan

a.kilicarslan@web.de

twitter.com/KilicarslanA

facebook.com

 

1- cdu_2017: Für einen Islam mitteleuropäischer Prägung, 26. Februar 2015, von Serap Güler MdL, Günter Krings MdB, Thomas Kufen MdL, Jens Spahn MdB

http://www.cdu2017.de/fuer-einen-islam-mitteleuropaeischer-praegung/

2- "Orta Avrupa’ya özgü şekillenen bir İslam için" (1)

http://www.magazinavrupa.com/kose-yazisi/329/orta-avrupaya-ozgu-sekillenen-bir-islam-icin-1.html

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri