Siyasi partiler herkese açık, fakat...


Bu makale 2015-05-02 05:02:09 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Önce birkaç sayı: 80 milyonluk Almanya’da, her beş kişiden biri göçmen asıllı. Ülkenin  nüfusça en kalabalık eyaleti olan ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Ren Vestfalya (NRW)’de,  14 yaşından küçük her 3 çocuktan biri göçmen kökenli. 4,2 milyon göçmen kökenlinin yaşadığını NRW’de, bu nüfusun 775 binini çocuklar oluşturuyor.  17,4 milyonluk   NRW nüfusunun yüzde 24,5’i göçmen kökenli. Alman vatandaşlığı olan göçmen asıllı çocukların oranı da yüzde 28,3. Almanya’nın demografik yapısı değişiyor.  

 

Peki, bu reel toplumsal yapının kamuya ve siyaset arenasına yansıması nasıl? Bilindiği gibi, göç alan toplumların en önemli problemlerinin başında, bu yeni yerlilerin, eşit şartlarda ve eşit haklarla toplumsal yaşama katılımlarının sağlanmasında yaşadıkları sosyal ve siyasal sorunlarla karşılaşılır. Bizler artık burada dördüncü kuşaktayız. Bu da; kalıcılığımızın çoktan karar verildiğininin en bariz örneğidir. Politik akıl tarafından altyapısı kurulmuş, uyumu temel alan politikaların oluşturulmaması, göçmenlere hala ‘misafir işçi’ gözüyle bakılması, devamlı artan sosyal, politik ve ekonomik sorunları günümüze kadar taşıdı.

 

Sanal kavramlarla eksen kaydırma politikaları

Son yıllardaki iyileşmelerden bağımsız olarak, 53 yıllık göç sürecimize baktığımızda, federal hükümetlerin göçmenleri sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda topluma entegre etme politikaları değil, hep dışlayıcı ve ötekileştirici politikalar ve uygulamalarını görüyoruz.

Göçmen asıllılardan birlikte ortak yaşamı temel alan hak taleplerini dikkate almayan ülke politik aklı, tabii olarak oluşan sosyal, ekonomik ve psikolojik sebepli “getto”ları işaret ederek, ‘uyumsuzluk’ eksenli politik söylemlerle toplumu meşgul etti, ediyor. “Paralel toplum” kavramı üzerinden yapılan tartışmaları hatırlayın. Politik akıl, bu ‘toplum içinde toplum’un kurumsal yapısının olmadığını bilmiyor mu? Reel olarak yaşanan çokkültürlülüğe karşı böyle sanal bir yapıyı tanımlayıp seçmenlerine selam çakmak, kolaylarına geliyor. Bunu genelde ırkçılıktan beslenenlerle büyük kitle parti sembol isimleri yapıyor. Aslında, “Paralel toplum” sanal kavramlar üzerinden sürdürülen tartışmalarla asıl toplumsal ve sosyal sorunlar bulandırılarak,  görünmez kılınmak isteniyor.   

  

Toplumdaki çokkültürlülüğe rağmen etnik kimlikten arındırılmak istenmeyen ayrıştırıcı eğitim sistemine rağmen yetişen, akademik dünyada yerlerini alan onbinlerce Anadolu asıllı genç, artık Almanya’nın realitelerinden. Partiler ve politik aklın bu gelişmeyi görmemesi tabii ki mümkün değil. 

 

Partiler, yeni yerlilerin oylarını keşfedince...

Zira, tüm siyasi partilerin seçimlerde göçmenlerin oylarını kazanmak için yabancı dillerde seçim pankartlarıyla göçmen kökenli isimlerle seçmen kazanmaya çalıştığını biliyoruz. Siyasi partiler, göçmen asıllı yeni yerli seçmen kitlesini çoktan keşfetmiş durumda.  Bir zamanların ‘misafir işçileri’nin çocuk ve torunlarının sandık başında kendilerine oy vermelerini sağlamak için partiler adeta birbirleriyle yarış içindeler. Burada ilk adımı 2010’da Aygül Özkan’ı Aşağı Saksonya’da bakan olarak atayan Hıristiyan Demokrat Parti CDU attı. Ardından da

Cemile Giosouf’u Federal Meclis’e üyelik için aday olarak ‘atayan’ CDU, ona seçim listesinde meclise taşıyacak sırayı garanti eden ciddi tartışmaların yaşandığı yere koydu.  Sosyal Demokrat Parti (SPD), Sol Parti ve Yeşiller ise bu konuda gerek federal gerekse eyaletlerde CDU’dan çok çok ileride.

 

 

Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin artık ‘uyum’ kelimesi yerine ‘Göç ve Çeşitlilik’ kavramlarını kullandığını hatırlatalım. SPD, taşradan yukarıya doğru Federal Göç ve Çeşitlilik Çalışma Grubu’nu kurdu. Bu grubun başkanlığını SPD Genel Başkan Yardımcısı, Federal Meclis Üyesi Aydan Özoğuz yapıyor. CDU’nun kurumsal olmayan Genel Sekreter Peter Tauber’in himayesinde ‘Çoğunluk Manifestosu’ adlı bir oluşumu var. Buna Türk Alman Forumu’nu da ilave edelim. Cem Özdemir’in eş başkanı olduğu Yeşiller/Birlik 90’ın da, ‘Göç ve Mülteciler Federal Çalışma Grubu’ var. Sol Parti’nin 2012’de kurduğu ‘Göç, Uyum ve Irkçılığa Karşı Mücadele Federal Çalışma Grubu’ bulunuyor. Göçmenlere yönelik çalışma grubu kurmayan tek parti ise Hür Demokrat Parti  FDP. Liberaller, ‘Liberal Çeşitlilik Forumu’ ile yetinmek istiyor. Partilerin bu federal çalışma gruplarına, bilhassa eyalet çapında Müslüman partililer yuvarlak masalarını,  Genç İslam Konferansı, Göçmen asıllı medya yapımcıları grubu ile Berlin’de, sayıları oldukça kalabalık uyduruk bir çok mini çalışma masalarıyla  üniversitelilerden oluşan parti üniversiteli çalışma gruplarını sayabiliriz.

 

Politik çalışmalarda nesnelikten özneliğe giden yol

Bahsettiğimiz çalışma grupları içinden göçmen asıllı simalar, partileri adına göçmenlere ulaşmak istiyor ve bunun için de, partilerinin ciddi desteklerine sahipler.  Peki, bu çalışma gruplarında koşturan simalar, partinin göç ve göçmen politikalarının ana omurgasının belirlenmesinde ne kadar etkili? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Şu anda henüz öyle rengi belirlemede etkili olma gibi bir özellik yok. Burada Sol Parti ve Yeşiller’e haksızlık yapmamak için, onların bu grupların katılımcılıkları ve eşit göz hizasında görülmeleri açısından SPD ve CDU’dan çok çok daha ileride olduğunu belirtelim.

 

Partilerin Anadolu asıllı Almanya’nın yeni yerlilerine ulaşmak için kısmi alan açtıkları öznelerin, ulaşılması hedeflenen kitlenin kültürel, milli ve dini değerleriyle ne kadar barışık olduğu tartışmaları yaşanıyor sıkça. Türkiye asıllı adaylarla partiye oy toplama dönemi gerilerde kaldı Almanya’da. Bunu parti yetkilileri de anlamış durumdalar.

 

1955’de ‘misafir işçi’ almaya başlayan Almanya’da, 2015 yılında, yani göçün başlamasından  60 yıl sonra hala, CDU ve SPD tarafından ‘Hoşgeldin Kültürü’ tartışılıyor ve bunun politikası oluşturulmaya çalışılıyorsa, partilerin toplumsal realitenin neresinde olduğunu artık sizler düşünün. Ülkeye çağrılan, davet edilen kalifiye elemanları hala 60 yıl önceki gibi sadece ‘işçi’ gören kitle partilerine bu gelecek olanların insan olduğunu, kültürel dini değerleri bulunduğunu bunların yaşanıp yaşatılmasının şimdiye kadar olduğu gibi gözardı edilmemesi gerektiğini hatırlatmalı. Bilhassa bu konuda partilerin içindeki çalışma grupları mensuplarına ciddi insani görev düşüyor. ‘Partideki yükselişime engel olur’ diye sadece kendilerinden istenilene ‘hay hay’ demeyip, bu tür alışkanlıkların yanlışlığını seslendirmeyi de tercih etmelerini umuyoruz.  Burada şunu hatırlatalım: Toplumda yaptığımız görüşme ve sohbetlerde ortaya çıkan sonuç; ülke yeni yerlileri artık hiç bir parti için ne oy deposu, ne arka bahçe ve ne de   çantada keklik.

 

Yeni yerli politikacılara ‘uyum’ politikacısı görme hastalığı

Hafızamızı yoklarsak, bundan 24 yıl önce 1987 yılında Sevim Çelebi, Berlin Eyalet Meclisi’ne Alternatif Liste’den seçilerek “Türk kökenli ilk eyalet milletvekili” olmuştu. 1993 yılında Prof. Hakkı Keskin Hamburg Eyalet Meclisi’ne seçildi. SPD’den Leyla Onur, 1989’da Avrupa Parlamentosu’na, 1994’te de Federal Meclis’e seçilen ilk simaydı. 2008’de partisinin eşbaşkanlığına seçilen Cem Özdemir’in Federal Meclis’e ilk defa seçildiği yıl da, Leyla Onur gibi 1994 idi.  Federal Parlamento’da değişik partilerden 11 Türkiye kökenli milletvekili bulunuyor. Türkiye kökenli Eyalet milletvekillerinin sayısı ise 40’ın üzerinde. Belediye meclislerindeki Türkiye kökenlilerin sayısını bugün tespit etmek kolay değil.

 

Partilerde koşturan göçmen asıllıların, otomatikman uyum politikacısı gibi görülmesi alışkanlığı süren Almanya’da, seçimlere ilgi artmak yerine devamlı azalıyor. Ülke seçmeni adeta bir sandık yorgunluğu yaşarken, diğer yandan da gidişattan haklı olarak şikayetlerini sürdürüyor. Bu seçmen davranışı başka bir yazının konusu olduğundan şimdilik bırakıp, siyasi partilerin çalışma şekillerine de temas edip yazımızı noktalayalım.

 

Önümüzde iki yol var: Ya etken olacağız, ya da edilgen.

Devamlı üye ve seçmen kaybeden partiler, yeni gelen her üye veya beraber çalışmak isteyeni görünce seviniyor. Partilerin toplantıları, çalışmaları ve tartışmaları istisnai durumlar hariç kamuya açık yapılıyor. Bu toplantılara katılmak, partilerin çalışmalarına katkıda bulunmak için genelde  parti üyeliği bile gerekmiyor. Peki, bu çalışmalara katıldığımızda neyi değiştireceğiz? diye soranlara en basit cevap; ‘Hıyar bile altı ayda yetişiyor’ olsa gerek.  

 

Partiler herkese açık. Fakat, partilerin en tepeden belirlenmiş politik ana omurgasının rengi ve şeklinin değişikliği için oldukça uzun soluk isteyen bir maratona hazır olunması gerekiyor. Göçmen asıllılarda genelde görülen, birkaç toplantıdan sonra sanki herşeyin değiştirilebileceği beklentisi gerçekleşmeyince erken yorgunlukla politik arenaya havlu atıldığı görülüyor. Burada ciddi birşey yapmasalarda partilerinin çalışmalarına uzun soluklu katılımlarının sonucunda gidilen seçimlerde kendilerini çeşitli meclislerde gördüğümüz simaları da beğenmiyoruz. Yani yeni yerli bizlerin politik parti çalışmaları da asli yerli genç kuşaklarınkiyle sanki birebir örtüşüyor. Bir de bizlere hala ‘uyum’dan bahsederler. 

 

Önümüzde iki seçenek var: Ya birilerinin belirledikleri politikalara tabi olacak uygulamalarına katlanacağız, ya da bu politika belirleme mahvillerine bıkıp usanmadan katılarak, bugün ve yarınları birlikte inşa etmeye çalışacağız. Birincisi kolay olan. ‘Elma piş, ağzıma düş!’cülerin tercihi olmasına şaşırmayız. ‘Hayır, ben bu toplumda bir ferdim ve benim de değer yargılarım var. Bunların üzerimizde uygulanan politikalarda da dikkate alınmasını istiyorum’ diyen vatandaşlık bilincinde olan insani sorumluluk taşıyanlar, sosyopolitik bir çalışmanın kıyısında köşesinde bulunmaya, olmaya mecburdurlar. Toplumla ilgili kararların alındığı veya şekillendiği mekanlarda bulunmayanların veya oralara tenezzül etmeyenlerin, bu yerlerde alınan kararları eleştirileri haklı bile olsa birşeyi değiştirmediğini ve değiştiremeyeceğini geçmiş bize öğretiyor. Onun için gidişattan memnun olmayanlarımız, kendi kendimize konuşarak zaman harcamak yerine bu vakitleri, kararların alındığı  yerlere ayırarak, toplumun sıhhatli inşasında üzerimize düşeni de yerine getirmiş oluruz. Aksi, sadece rahatlamak için konuşmadır, kimseye de faydası yoktur... (Referans Dergisi 16. Sayı)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri