Angaranın Yolları*


Bu makale 2015-02-27 04:40:54 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Angaranın Yolları*

 

Almanya’da, ‘Batı’nın İslamlaştırılmasına Karşı Avrupalı Yurt severler Birliği’ adlı  PEGİDA ile yoğunlaşan genelde göçmen özelde de İslam ve Müslüman tartışmalarının giderek tırmandığı bir süreç yaşıyorduk. Bir sabah dünya, Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya kendilerini Müslüman olarak adlandıran teröristlerin düzenledikleri menfur saldırıyla karşılaştı. Her halinden sipariş olduğu gözüken bu kanlı saldırı,  Avrupa’daki Müslümanlar ve İslam tartışmalarını adeta planlanan tanımlamaya, istikamete ve hedefe oturttu. Şiddet ve terörün kim ve nereden ve ne adına yapılırsa yapılsın her türlüsüne karşı olmak, durmak her sağduyu sahibi vicdan ehlinin asli görevleri arasındadır. Şiddet ve terörün her türlüsünü lanetliyoruz.

 

Son zamanlarda İslam’ın şiddetle eşitlendiği, Müslümanların da potansiyel terörist olarak görülüp tarif ve itham edildiği haber, yorum, belegesel, resim, film ve karikatürlerin midemizi kaldırdığını biliyorum. Karşı karşıya olduğumuz bu süreçte, sakinlik ve nesnelliği elden bırakmadan, içinde yaşadığımız ve yeni yerlileri olduğumuz toplumun asli yerlilerine İslam ve Müslümanlığın ısrarla çizilmek istenen resimdeki olmadığını onun günümüze dair sözlerini bıkıp usanmadan anlatmaya mahkumuz. Mevcut tartışmalar daha da şiddetlenecek, sosyal alanda yarılmalar büyüyecek. Bizlere düşen; kesinlikle herhangi bir tahrike kapılmadan, demokratik ve hukuki zeminden asla ayrılmadan, edep kurallarının da dışına çıkmadan küreselleşen dünyada barış ve huzur içinde birlikte yaşamın inşası için anlatmaya devam etmek tek yolumuz olmalı. Buna itirazı olanlardan, uygulanabilir akli alternatiflerini bekliyoruz.

 

HEDEFLERİN FARKINDA OLMAK

İslam ve Müslümanları ısrarla kendi normlarına göre tanımlamak ve ona görede şekillendirmek isteyen politik ve bürokratik akıl, kendini hedefe götürecek ne varsa onu kullanmaktan çekinmeyecektir. Kendi tezlerini güçlendiren ‘öteki’nin içinden söz ve yaklaşımları arkasına alıp, biz Almanya Müslümanlarının bilhassa inanç sinir mezkezlerine dokunacaktır. Son üç haftadır bilhassa televizyonlarda yapılan politik talk showları takip etme imkanı olanlarımız bunu görmüş olmalılar. Gazete ve dergilerde çıkan haber ve yorumları okuyanlarımız, radyolarda konuşan kerameti kendinden menkul uzmanları dinleyenlerimiz, nasıl bir toplum mühendisliğiyle karşı karşıya olduğumuzun farkındadırlar. Her ne kadar acıtsa da, haksızlıklar yapılsa da, şuurlu olarak şaşı resimler tasvir edilsede tahrik olmamakla memuruz. Konuşmadan, tartışmadan ortak akıl ve yolu bulmamız mümkün değil. Konuşma ve tartışma derken kastımın, Türkçe gazetelere açıklamalar yapmak olmadığını söylemeye gerek yok sanırım.

 

YETİŞMİŞ İNSANLARI GÖRNÜR HALE GETİRMEK

Tartışmalarda asli yerli toplum kültürünün temsilcileri, İslam ve Müslümanlarla ilgili harıl harıl tez ve toplumununda karşılık bulacak sözler üretirken, kültürel havzamızdan tez ve sözlerimizi topluma taşıyacak nesnel seslendirecek öznelerimiz fikri tartışmalara müdahil olmak zorunda. Sakince düşündüğümüzde, yeni yerlileri olduğumuz toplumun asli yerlileriyle ortak yanlarımız farklılıklarımızdan çok ama çok daha fazla olduğunu göreceğiz. Birlikte yaşamımızı bu ortak yanlarımız üzerine inşa etmek, yaşadığımız ve giderek şiddetlenecek sancılı süreci daha az zayatla atlatmamızı sağlayacaktır. Bunu gerçekleştirmemizin yolu da, yetişmiş fakat kendimizleştiremediğimiz için yok saydığımız nice simayı görmek, onların varlığını görünür hale getirmekten geçiyor. Toplumda adımıza konuşan mevcut teşkilatlarımızın şimdiye kadarki karşılıklı ilişkilerinde takip ettikleri stratejileriyle bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söylemeye gerek yok sanırım.

 

BASIN TOPLANTISI VAİZLİĞİ HASTALIĞI

Türkçe medyaya yapılacak açıklamalar için tertiplenen basın toplantılarında bile vaazları için mikrofonu elinden bırakmak istemeyen kendini aşamamış teşkilat temsilcileri, -onları kırmamak için isimlerini ve teşkilatlarının adlarını şimdilik yazmayalım-  bu tür tavırlarıyla çözüm süreçlerini uzattıkları gibi, birlikte çözümlere değil çözümsüzlüklere hizmet ediyorlar. Gün; Türkün Türke Türk, Müslümanın Müslümana İslam propagandası yapma günü değildir. Kendi içimizde bile birbirimizle olan ilişkilerimizde gayri samimi davranıp birbirimizi rakamlar üzerinden okuyarak küçültmeye devam edersek, gerekli sinerjiyi oluşturamayacağımızdan parçalar halinde kalacak ve edilgenliğimiz sürecektir. Kimseden bulunduğu yeri terketmesi gibi bir talebimiz yoktur ve olamazda. İçinde yaşadığımız toplumun teşkilatlarından 53 yıl içinde birşeyler öğrenmiş olmamız lazım. Şayet buralılık iddiamızda samimi isek. Mesela çeşitli sendikalar, nasıl maaş görüşmelerinde ortak davranabiliyorsa, kiliseler çok net farklılıklarına rağmen dini, sosyal, eğitim hatta ekonomik alanlardaki gelişmelerle ilgili politikaya nasıl ortak bir duruş sergileyip uygulamaya koyabiliyorlarsa bizler de, bunlardan dersler çıkararak teşkilatlar olarak ortak davranmak zorundayız. Bunu yapmayanlarımız, engel olanlarımız, günümüz ve bilhassa gelecek nesiller adına çok büyük bir vebal altına girdiklerinin farkındadırlar sanırım.  Bazılarınızın, ‘’Problemin parçası olanlardan çözümün parçası olamasını beklemek, ne kadar mantıklı?’’ dediğini duyar gibiyim. Bulunduğumuz nokta itibariyle, aşure misali herkes kendi rengini, tadını şeklini muhafaza ederek, ortak bir tadda, güçte buluşmaktan başka bir çözüm yolu yok. Bunu gerçekleştirmeye mahkumuz. Başka rasyonel bir yol bilen varsa buyursun anlatsın dinleyelim, öğrenelim ve hayata geçirelim...

 

Dostlar, kendimizle yüzleşmek zorundayız. Burnundan kıl aldırmayanlarımız, kendini dev aynalarında görenlerimiz ve ardında siyasi veya ekonomik rüzgar olanlarımız, enaniyetlerinden bir an sıyrılıp üyelerinin değil, toplumdaki karşılıklarını sakince düşünmelidirler. PEGİDA olayı ve Paris katliamı sonrası üzerimize gelen ve yuvarlanan kar topu gibi devamlı büyüyen şekillendirilmelerin, tanımlanmaların vicdanlarımızı ve sağduyumuzu harekete geçireceğini düşünüyorum acizane...      

 

BİLMEMİZ GEREKİPTE BİLMEDİKLERİMİZİN SORUMLULUĞU

İçinde yaşadımız toplumda, onun fikri, entellektüel, kültürel ve felsefik dünyasına katkımız kadar varolabileceğimizi bilmeyenimiz yoktur. Dolayısıyla fiziki varlıklar, maddi varlıklar belki bir dönem kendini hissettirebilir fakat sürekli varoluş, düşünce, zihin dünyasındaki yerimiz kadardır. Almanya’daki hayatın her alanında yaşadıklarımızla ilgili İslam’ın sözleri, teklifleri ve tenkitleri nelerdir? sorusunun muhatabıdır kendini Müslüman hisseden her fert. Bundan kaçış yok. Kendimizi çeşitli tevillerle kandırarak belki erteleyebiliriz vermemiz gereken cevabı. ‘Bu seviye meselesidir’  diyenlerimiz olacaktır: Herkesin bildiğinden sorumlu olduğunu bilmiyor değiliz. Fakat bilmemiz gerekipte, bilmediğimizden de sorumlu olduğumuzu nasıl unutmuş gibi yaparız!

 

İSLAM VE MÜSLÜMANLARIN VAROLUŞ TARTIŞMALARI

Almanya’da varolmayan şiddetçi İslam ve Müslümanlardan korkmak, garipten de öte birşey.  Nasıl haklı olarak PEGİDA Almanya değilse, konfeksiyon üretimin sonuçları adı ne olursa olsun şiddeti referans alan grupçuklar İslam değildir, Müslümanlar değildir. Onların ıslahı biz topluma ve onun aparatlarına düşüyor. Charlie Hebdo katliamından sonra yalnışta olsa

İslam’ın şiddetle eşitlenmesi toplumsal bir duygu, algı ve vâkıa. Terörist eylemlerinin diğer bir yanı da siyasal bir olay olması. Müslümanlar’ın Almanya’daki yerleri, durumları bundan sonra daha da sert tartışmaların konuları olacak. Bu varoluşla alakalı birşey. Medyanın köpürtmesi ve politikanın da devamlı kabartmaya müsait cümleleri, var olan ve öteki görülen İslam ve Müslüman düşmanlığını terör gerekçeleriyle pekiştirmektedir, ırkçılığı körüklemektedir.

Her ne kadar Başbakan Sayın Merkel’in istifa etmek zorunda bırakılan dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Wulff’un ‘İslam da Almanya’ya aittir’’ sözüne atıfta bulunarak onu tekrar etmesi toplumdaki tansiyonu düşürmek için önemliyse d,e esas yapmamız gereken; bu sözün içinin doldurulması,  ete kemiğe büründürülerek hayata geçirilmesidir. Cumhurbaşkanı Sayın Gauck’un Berlin Brandenburg’da gerçekleştirilen, bizim dini çatı örgütlerimizin dışarıda kalmamak için son saniyede  – çok ince bir siyaset ve strateji takip ettiklerinden-  dahil oldukları tarihi etkinlikte, ‘Hepimiz Almanyayız’ sözünün hayata geçirilmesi için bürokratik, politik ve ekonomik adımlar beklemek hakkımız. Gerek Sayın Başbakan Merkel, gerekse Sayın Cumhurbaşkanı Gauck’a, bu sağduyulu ve kucaklayıcı açıklamalarından dolayı kabul ederlerse teşekkür etmek istiyorum. 

 

Ülke politik aklından diğer bir beklentimiz de; sosyal olaylara terör gerekçe gösterilerek safi güvenlikçi bir boyutan bakılmaması. Bu kendimizi aldatmaktır. Yapmamız gerekenleri ertelememizdir. Esas konu, Almanya’daki Müslüman varlığıdır. Bu tabii ki yeni bir olgu değil. Ama PEGİDA ve Paris katliamıyla Belçika’daki olayların akabinde artık flulaştırılamayacak kadar netleşti. Asli ve yeni yerlisiyle toplumun ilim insanları, akilleri, sağduyu ve vicdan sahiplerini bekleyen ana görev; Hiristiyanıyla, Müslümanıyla, Musevisiyle ve diğer tüm inanç ve dünya görüşleri mensuplarıyla barış ve huzur içinde birlikte yaşam inşası için tabusuz tartışmak, kafa yormak ve böylece oluşturulacak ortak bir akılla yine ortak bir yol haritasını belirleyip, yarınları kurmaktır. Unutmayalım bu görevden kaçanları tarih affetmeyecektir... (Referans Dergisi Sayı 15)

 

*Yazımızın başlığı ile içeriğinin bir alakası yoktur.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri