Bir fakirlik, bir yoksulluk ve bir Almanya


Bu makale 2015-02-25 21:28:23 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Geçtiğimiz günlerde yardım kuruluşlarının Berlin’de yaptığı açıklamaya göre Almanya’da yoksulluk son bir yılda yüzde 15’ten yüzde 15,5’a çıkmış ve böylece yoksul insan sayısı 12,5 milyona ulaşmış. Berlin, Bremen ve Mecklenburg-Vorpommen eyaletlerinde yoksulluk rakamı ise yüzde yirmileri bulmakta.


Rakamlara bakıldığında iki Almanya’nın birleşmesinden bu yana sürekli bir yoksulluk artışı gözleniyor. Halbuki buna paralel olarak Almanya’nın dünya ekonomisi içerisindeki yeri güçleniyor, üretimi sürekli artıyor ve bilhassa ihracatta neredeyse dünya birinciliğini kimseye vermiyor. Avrupa Birliği sürecinde sadece siyasi öncülüğü değil kıtanın ekonomik liderliğini de alan Almanya, bir çok alanda tüm dünyanın gıpta ettiği rakamlara sahip. Zaten iktidar çevreleri de sürekli şekilde sanayi üretimi, ihracat, gayri safi milli hasıla gibi ekonomik göstergelere atıf yaparak durumun ne kadar iyi olduğunu söylüyorlar.


Gerçekten de Almanya 2013 yılı rakamlarına göre 2,7 Billionen Euro ile Avrupa’nın en büyük, dünyanın dördüncü büyük üretici gücü konumunda. Yine verilen rakamlara göre dünyanın en büyük ithalat ve ithalatçısı durumunda. Uluslar arası kuruluşlarca yapılan değerlendirmelere göre hayat standardının en yüksek olduğu ülkelerden birisi; bu alanda araştırma yapılan 186 ülke arasında beşinci sırada yer alıyor. 2014 yılında 42,6 milyon sigortalı çalışan sayısıyla tarihi bir rekora ulaşan Almanya yüzde beş civarında seyreden işsizlik sayısı ile de Avrupa’nın en iyisi konumunda. Üretici sektörlerdeki dağılımına bakıldığında da adeta bir rüya ülkesi görüntüsü veren ülkede çalışan grubun yüzde 2,1’i tarımda, yüzde 24,4’ü sanayide, yüzde 73,5’i ise hizmet sektöründe.


Peki, tüm dünyanın gıpta ile baktığı bir ekonomide nasıl oluyor da yoksulluk yüzde 15,5 gibi bir rakama ulaşıyor? Genel bir değerlendirme yapıldığında bunun için başlıca iki ana sebep karşımıza çıkıyor. Birincisi, tüm çabalara rağmen eski Doğu Almanya ile eski Batı Almanya arasındaki eşitsizliğin giderilmemesi; ikincisi ise, zengin ve fakir arasındaki çıtanın gittikçe açılmasıdır. Bunlara, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile girilen Yeni Dünya Düzeni döneminde Almanya’nın global baskılara direnemeyip sosyal devlet modelinden uzaklaşmasını da ekleyebiliriz.


Gerçekten de iki Almanya’nın birleşmesinin ardından ülkedeki yabancıları da kapsayacak şekilde eski Doğu Almanya tarafı için Dayanışma Vergisi toplanmasına ve nerdeyse tüm alt yapının yenilenmesine rağmen Doğu ile Batı arasındaki eşitsizlik giderilememiştir. Bunun bir nedeni söylenmese bile aslında birleşmenin bir fetih olduğu gerçeği ve bu gerçeğin oluşturduğu psikolojik bariyerler, diğer nedeni ise Doğu bölgelerinde insan unsuruna gerekli yatırımların yapılmamasıdır.


Zengin ile fakir zümreler arasındaki mesafenin açılması tüm dünya ülkelerinin uykularını kaçıran bir husustur. Çünkü bu sosyal ve siyasi çalkantıların vuku bulması ihtimalini güçlendiren bir olgudur. Almanya gibi ülkelerin en önemli özelliği ise, orta sınıfı güçlü kılan ekonomik tedbirleri hayata geçirmekte zafiyet içerisine düşmemektir. Ancak görünen o ki, bu alandaki tedbirler yeterli değildir ve çıtanın zenginler lehine, fakirler aleyhine ve orta sınıfı yok edecek şekilde hızla açılması gerçeği ile karşı karşıyayız.


Globalist çağ da denilen Yeni Dünya Düzeni’nin en büyük özelliği kapitali yüceltirken alın teriyle geçinen kesimlerin sistematik şekilde baskı altına alınması ve mağdur edilmeleridir. Yeniden dizayn edilen sermaye, mal ve işgücü akışı düzenlemeleri, çalışanların en yüksek verimliliği en az maliyete gerçekleştirmeleri esasına göre işlemeye başlamıştır. Bu uygulanırken adaletsizliğin doğuracağı sosyal ve siyasi neticeler hesaba katılmamakta, sermayenin devasa gücünün her şeyi halledeceğine inanılmaktadır. Bu manzara içerisinde Almanya, gerek iç sermaye çevrelerinin gerekse dış globalist güçlerin oluşturduğu rekabet ortamında, konumunu güçlü halde tutmayı sosyal devlet anlayışından uzaklaşmakta görmüştür. Yıllardır sürdürülen bu maksada uygun uygulamalar ülkedeki işsizleri, mesleksizleri, yaşlıları ve bilhassa yabancıları yoksullaştırmıştır ve bu yoksullaşma açıklanan raporlara göre artarak sürmektedir.


Zaman zaman kendileri de gelir eşitsizliğinden şikayet eden Alman hükümet yetkilileri eğer yakın gelecekte ülkenin başını ağrıtacak sosyal ve siyasi sıkıntıların önünü almak istiyorlar ise, sosyal demokratların da hükümet ortağı olmasından yararlanarak süratle günümüze uygun sosyal devlet politikalarını uygulama alanına sokmalıdırlar. Bunu, eşitsizliğin acısını en çok çeken ve en yoksul grubun içerisinde sayıca büyük bir yer tutan ülkedeki yabancılar kadar ülkelerini eskiden olduğu gibi örnek bir sosyal devlet modeli olarak görmek isteyenler de sabırsızlıkla beklemektedirler.


 

Şefik KANTAR

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri