İnsan, konuştuğu dildir...

Almanya’daki varoluşumuzu doğrudan ilgilendiren en hayati konu; Almanya Türkleri kültürel kimliğinde Anadil Türkçe. Peki, bu geleceğimizi belirleyen Anadil Türkçe, önceliklerimizin nersinde?
Bu makale 2014-09-23 03:15:01 eklenmiştir.
GÜNDEMİN NABZI - Muhsin CEYLAN

Bu yazımızda,  Almanya’daki varoluşumuzu doğrudan ilgilendiren  hayati bir konuya temas eedelim istiyorum:  Almanya Türkleri kültürel kimliğinde Anadil Türkçe. Peki, bu geleceğimizi belirleyen ana dil Türkçe, önceliklerimizin nersinde?

 ‘Anadil’in, kişik ve kültürel kimliğimiz üzerindeki etkisini sizlere akademik kavramlarla izaha girişmek gibi bir niyetim yok. Dil, kültürü taşıyan ve yaşatan en önemli omurgadır. Bunun kaybolması veya zayıflaması istesekte istemesekte yozlaşmayı yani asimilasyonu beraberinde getirecektir. Günlük hayatımızda hangi ‘dil’e hakimsek, o dilin kültürüyle yaşamamız, düşünmemiz ve davranmamızdan daha normal birşey olamaz. Hatta o ‘dil’de rüya görmemiz...

 Örnek mi istiyorsunuz? Üçüncü ve dördüncü kuşaklarımıza sakince baktığımızda, yukarıda bahsettiklerimle karşılaşmanız hiçte zor olmayacaktır. Hadi sizlere bir jest; dede-nine, anne-baba ve torunlardan oluşan üç nesil bir arada alışveriş yapanları bir gözlemleyin. Hal ve hareketler, tavırlar ister positif ister negatif, tepkiler, ifadeler nasıl?

 Felaket tellallığı yapmak gibi bir niyetimin olmadığı bilinir.  İnsanları üzmeyelim diye de, saatli bomba gibi biz Almanya’nın yeni yerlilerini bekleyen sıkıntıları yok sayacak değiliz.  Zaten biz onları yok saysak bile onlar, ortadan kalkmıyor. Yani üstümüze üstümüze geliyor ve gelecek...     

 Hafızanızı yoklayın. 20 yıl öncesine kadar ‘Türkler Almanca bilmiyor, Almanca öğrensinler’ deniliyordu, şimdi ‘Türk asıllı genç kuşak Türkçe bilmiyor, Türkçe öğrensinler’ deme noktasına geldik daynadık. Anadilinde kendilerini özgüvenle ifade edemeyenlerin kendilerine özgüvenleri olmasını beklemek ise bildiğiniz gibi nafile. Anadil Türkçe’nin geleceğini önceliklerimizin birinci sırasına yerleştirmezsek, üçüncü neslin torunları sadece Almanca konuşacak. Bu da Anadolu kültürünün kişiliklerimizde, düşünce veya hayal dünyamızda kısacası hayatımızdan çıkarıp sürgüne göndermiş olmak demektir. Aslında ‘Ruhuna Fatiha’ diyecektimde, bazı okuyucularımız alınmasın diye vazgeçtim.  

 İnsan her yıl 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü vesilesiyle yayınlanan resmi açıklamaları duyduğunda, okuduğunda, ‘çok dilliliği bir fırsat olarak görme’yi yılda bir güne sıkıştırmanın bizleri getirdiği noktaya bakarak, bu kadar da gayri samimi ancak tahsille olunur demekten kurtulamıyor.  Çok dilliliğin meslek hayatındaki önemini teoriden çıkarıp uygulamaya koymak için adım atmadıkça, söylenenlerin bir kıymeti harbiyesi yok.  Ülkenin geleceğini omuzlarında taşıyacak yarının yetişkinleri bugünün çocuklarını anaokullarından başlayarak okulların müfredatında Anadilin daha çok kabul görmesini, eğitim kadrosunun da bu hassasiyet dikkate alınarak yetiştirilmesi kaçınılmazdır.

 Eyaletimiz Kuzey Ren Westfalya’daki okullarda kör topalda olsa sunulan Türkçe derslerine katılım aynı İslam Din Derslerine katılım gibi yüzde 15 ila yüzde 20 arasında seyrediyorsa, bizlere çok büyük geçmiş olsun. Yıllardır altan alttan sinsice (subliminal) yöntemle bizlere zerkedilen ‘Çocuğum Türkçe konuşursa, İslam Din Dersi’ne katılırsa Almanca’dan geriler, dersleri zayıflar’ zokasını yutmuşuz demektir. Çocuklarda da asimilasyon kaçınılmazdır. Evet, Anadil Türkçe’yi eğitim başarısına feda etmek üzereyiz.

Çok dilliliği desteklemek, aynı zamanda gerçek hüsnü kabul kültürünün parçasıdır.  Yıllardır bunu istemiyor muyuz? Bilhassa ailelerin evlerinde Türkçe konuşulmamasının yarınlardaki faturasını hayal bile etmek istemiyor insan.

İki hatta daha fazla dile birden hakim olmak bilhassa küreselleşmenin zirve yaptığı çağımızda  çok önemli. Bunun yolununda ‘Anadil’e ciddi hakim olmaktan geçtiğini söylüyor ilim insanları. 

Evde öğrenilen Türkçe’nin kalitesi yetmez, eğretimine de mutlaka ihtiyaç var.  Birden çok dile hakim olmak artık istisna değil, günlük hayatta toplumun bir yansıması. Özellikle göçmenlerin geldikleri ülkelerin dili, anadil daha iyi teşvik edilmeli. Çok dilliliğin zekayı geliştirdiği ilmi raporlarla ortadadır. Çok dilli büyümek,  zannedildiği gibi çocukların kafasını karıştırmaz, aksine çocukları daha yetenekli hale getirir.

Anadil, ilk öğrenilen dil, milli - resmi dil, günlük dil, yüksek veya standart dil, eğitim dili, yazı dili ve diyalektler, şiveler...  Sizleri sıkmamak  için toparlayacak olusak;  dünyamız, düşüncelerimiz, kimliğimiz, hayallerimiz, ufkumuz ve hatta rüyalarımız  bildiğimiz, konuştuğumuz kelimeler kadardır, rengindedir, boyutlarındadır. Bunların ana omurgası da; Anadil’dir. 

Dilin ruhu, duygaları da beraberinde getirir, yani kültürü. Konuştuğumuz dilin ‘ben’i ne? Yani, kişiliği? O yoksa, hoşumuza gitmesede birey olarak melez bir kişiliğe sahibiz demektir. Yeni ve asli yerli genç kuşakların kendilerini ifadelerine baktığımızda, ithal dillerin hakimiyeti dikkatimizi çekecektir. Sosyal medyadaki yazışma diline şimdilik girmiyorum.  Anadil, kültürün, dinin omurgasıdır. O gittimi, bittimi, kültürel ‘ben’ de, omurga da kayar, biter ve toplumda anonimleşiriz... Velhasılı insan, konuştuğu dildir... 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri