Partnerlerini Yiyen Canavar


Bu makale 2013-10-03 15:54:54 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Almanya’da 22 Eylül’deki seçimleri başkanlığını Angela Merkel’in yaptığı Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU-CSU)’nun kazanması hiçte zor olmadı. Bir önceki seçimde % 33,8 oy alabilen CDU-CSU, son seçimlerde oylarını % 41,5’e çıkararak 630 üyeli parlamentoda 311 sandalye elde etmeyi başardı. 2005 yılındaki koalisyon ortağı Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’nin oylarını dört yıl içerisinde % 34,2’den % 23’e düşüren Merkel, 2009’da % 14,6 oy alarak koalisyon ortağı olan Alman Liberal Partisi (FDP)’nin oylarını 2013 seçimlerinde % 4,8 e düşürerek ‘partnerlerini yiyen canavar’ unvanını almaya hak kazandı.

Demokratik gelenekleri sağlam temellere oturmamış bir ülkede olunsaydı, mutlak çoğunluk için gerekli dört sandalye devşirme, transfer veya satın alma yoluyla temin edilir ve kolayca hükümet kurulabilirdi. Ancak demokrasisini belli anlayışların insafına terk etmemek konusundaki kararlılığın hüküm sürdüğü Almanya’da seçim sonuçlarının alınmasıyla birlikte hemen koalisyon arayışlarına başlandı.

Liberallerin yüzde beş barajını aşamayarak tarihte ilk defa parlamento dışında kalmaları, SPD’nin eski Doğu Alman Komünist Partisi’nin devamı olarak görülen Sol Parti (Linkspartei, % 8,6) ile hiç bir şekilde koalisyon yapmayacağını açıklaması mevcut parlamento aritmetiği içerisinde geriye iki koalisyon ihtimali bıraktı. Hıristiyan Demokratlar, ya SPD ile büyük koalisyon yapacak, ya da Yeşiller (Die Grünen, % 8,4) ile koalisyon kurmaya çabalayacak.

Merkel’in ortak yiyen bir lider olduğunu gören her iki parti, koalisyon ortaklığı konusunda hala pek istekli görünmüyorlar. Yapılan kamuoyu yoklamalarında, halkın büyük çoğunluğunun büyük koalisyondan yana görüş belirtmesine rağmen SPD, bir ortaklığı parti tabanının görüşleri ve onayı istikametinde ele alacağını beyan ederken, hükümet programında yer alacak hususların da kendileri için önemli olacağını ifade ediyor. Seçimde oylarını azaltan Yeşiller Partisi ise, çok dikkatli davranarak Liberaller gibi erimemenin yollarını sağlam tutmaya çalışıyor. Bu durumda, seçimleri çok kolay alan Merkel’in hükümet kurarken aynı kolaylığı bulamayacağı görülüyor.

Herkes, Merkel’in gönlünde yatanın sosyal demokratlarla kuracağı büyük koalisyon olduğunu biliyor. Çünkü böylece bir yandan az da olsa son seçimlerde oylarını yükseltmeye başlayan SPD’yi tekrar dizginlemeyi sağlayacak hem de çıkarmak istediği yasaların Eyaletler Meclisi’nden dönmemesini garanti altına alacak. Bilindiği gibi Eyaletler Meclisi’nde çoğunluk sosyal demokratlarda ve Merkel önümüzdeki dönemde bilhassa ekonomik hayatla ilgili önemli yeni düzenlemeler yapmak niyetinde.

Üst üste aldığı seçimlerle dünyanın en güçlü liderleri arasına giren Merkel’in, kendisine siyaset sahnesini açan Helmut Kohl’ü ve ekibini en güçlü zamanında devre dışı bırakmasıyla başlayan kariyeri, parti içerisinde istikbal vadeden tüm isimleri peş peşe saf dışı etmesiyle sürdü. Bunun son örneği eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff oldu.

Sosyal demokratların liderlik, program ve günün şartlarına uygun teklifler sunma konusundaki zafiyetlerini iyi değerlendiren Merkel, Schröder’in partinin başından uzaklaşmasıyla karizmatik lidersiz kalan SPD’yle tabir caizse kedinin fareyle oynadığı gibi oynayarak iyice zayıflamasını sağlamıştı. Son dönemdeki koalisyon ortağı FDP’yi de arkasına aldığı medya sayesinde koalisyon uygulamalarındaki tüm aksaklıkların müsebbibi olarak göstermeyi başardı ve bu partiyi bilhassa seçim kampanyasının son haftasında yaptığı çıkışlarla parlamento dışında bıraktı.

Böylece gerek 2005-2009 dönemindeki Hıristiyan Demokrat – Sosyal Demokrat koalisyonun gerekse 2009 – 2013 dönemindeki Hıristiyan Demokrat – Liberal koalisyonun kazananı Merkel olurken, kaybedenleri onun koalisyon ortakları oldu.

Kendi başarıları için başkalarını ezip yok etmeyi prensip haline getiren Merkel’in Avrupa Birliği politikalarında ve bilhassa ekonomi politikalarında da aynı metodla hareket ettiği biliniyor. Dünya krizi ardından aldığı kararlarla Almanya’nın refah seviyesini istikrarlaştırma uğruna Avrupa’nın başta Yunanistan, İspanya ve Portekiz olmak üzere diğer ülkelerini istikrarsızlaştırma yoluna gittiğini gördük. Aynı şekilde Fransa ve İtalya’yı da sarsan girişimleri kamuoyunun dikkatinden kaçmadı. Böylece, ülke içindeki ırkçı, yabancı karşıtı hareketlerin de tetiklediği bir Almanya karşıtlığı tekrar Avrupa’yı sarmaya başladı. Merkel’in de bizzat ifade ettiği gibi, artık gittiği bir çok Avrupa ülkesinde protestolarla karşılanıyor.

 

Türkiye’nin ve bilhassa Ak Parti iktidarının Merkel’le başının hoş olmadığı biliniyor. Türkiye ve Almanya’nın birbirine mahkum iki ülke olduğundan hareketle dostluk bağlarının güçlenmesi ve bunun için adımlar atılması gerektiği açıktır. Ancak, gerek ülkesindeki gerek ülke dışındaki başarılarını dostlarını ezme prensibi ile yürüten Merkel’le dost olmanın risklerini de iyi hesaplamak gerekli. Belki de dost olarak aynı yatağa girmek yerine mesafeli kalmak daha iyidir.

Şefik KANTAR

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri