Alman Seçimleri, Savaş ve Türkiye


Bu makale 2013-08-29 02:32:53 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Orta Doğu’da anarşi ve savaş tamtamlarının iyice yükseldiği bir dönemde Almanya genel seçimlere gidiyor. 22 Eylül’de yapılacak seçimlerin son haftalardaki önemli gündem maddesi büyük bir ihtimalle Suriye müdahalesi ve Beşar Esad’ın kaderi olacak.

Almanya’nın İkinci Dünya Harbi sonrasındaki süreçlerde yaşadığı ‘cezalılık’ durumu, şimdi ülke üzerindeki işgal kalkmış olmasına rağmen değişik bir şekilde devam etmekte. Bilhassa savaş ve paylaşımın söz konusu olduğu önemli hadiselerde, Almanya eşit haklara sahip bir müttefikten ziyade, ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün aldığı kararları onaylayan ve kendisine biçilen rolü oynamak dışında tercih kullanma hakkı bulunmayan bir ülke muamelesi görmektedir.


Avrupa Birliği’nin başını çeken ülke konumunda olması, teknolojik üstünlükleri ve ekonomik gücü, Almanya’yı Dünya politikasında henüz sözü dinlenen bir ülke konumuna getirememiştir. Bu, kendisini en açık bir şekilde, zaman zaman bu yöndeki arzusunu dile getirse de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasına alınmama konusunda göstermektedir. Günümüz dünyasındaki yaptırım gücünün BM Güvenlik Konseyi’ndeki bilhassa üçlü blokun (ABD, İngiltere ve Fransa) elinde olduğundan hareket eden Almanya, istemeyerek de olsa alınan kararları desteklemekte, bu arada ekonomik çıkarlarını muhafazaya gayret etmekte, ancak her zaman başarılı olamamaktadır.

Almanya’nın tam bağımsızlığını almasına paralel olarak yaşanan 1. ve 2. Irak Savaşları, Afganistan Savaşı, Balkanlardaki karışıklıklar, İran ve Körfez’deki gelişmeler, Arap Baharı adı verilen kargaşa içerisinde Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’deki karışıklık, kriz ve savaşların tamamı büyük ölçüde Almanya aleyhine gelişmelerle sonuçlanmıştır.


2. Dünya Harbi sonrası gelişmelerin öğrettiği biçimde, siyasi, iktisadi ve askeri alanlardaki mağlubiyetler karşısında oturup vahlanmak, ağlamak yerine yeni karşı hamleler geliştirme prensibiyle harket eden Almanya’nın metodu daha ziyade ekonomik gücünü pekiştirmek ve teknoloji yarışında ileri mevkiini muhafazaya dönüktür. Dünyanın en büyük ihracatçı ülkesi olması unvanı onun belli alanlarda başarılı olduğunu göstermektedir. Fakat bunların yanında dünyadaki enerji yollarının emniyeti ve enerji kaynaklarına bekçilik görüntüsüyle kaynakları yağmalama işinden istediği payı bir türlü alamamakta, hatta bu husustaki konumu giderek gerilemektedir.


İran’la ilişkilerinin geldiği nokta, Irak petrol bölgesinin dışına itilmesi, Libya’da elde ettiği kazanımların yok olması gibi gelişmelere rağmen Almanya, Orta Doğu’da faaliyet gösteren firma sayısı itibariyle hala önemli bir konumda görünmektedir. Ancak Mısır ve Suriye’deki gelişmeler bu alanda da önemli bir darbe yiyebileceği ihtimalini güçlendirmektedir.

Hemen herkesin kendisine karşı olduğu bir dünyada, en önemli siyasi atraksiyon olarak Türkiye karşıtlığını politikasının başta gelen maddesi yapan Almanya, seçimlerin ardından durumunu yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Bilhassa dış politik tercihlerini kısa vadeli hesaplarla değil çok uzun süren arayışlar sonucu yürürlüğe koyduğu bilinen Almanya, dönüşü hızlanan dünyada karar mekanizmalarını daha hızlı ve değişken kararlar alabilen hale getirmek mecburiyetindedir.


Gündeme giren başka unsurların da yardımıyla Gezi sürecinde hortlayan Türkiye karşıtlığı üzerine kurulu politikaların soğukkanlılıkla gözden geçirilip terk edilmesi elzemdir. Bu, her şeyden önce Almanya’da yaşayan 3 milyon Türk ve Türkiye için değil, bölgemizde, Avrupa’da ve dünyada kendisine daha onurlu ve yararlı bir yer edinmek isteyen Almanya için gereklidir.

Alman başbakanları kendilerinin Roma mirasının sahip ve takipçileri, Roma-Germen İmparatorluğu’nun taşıdığı emperyal anlayışın mirasçısı olduklarını vurgulamak maksadı ile ‘şansölye’ unvanını kullanmaktadırlar. Seçimlerden yine Şansölye olarak çıkma ihtimali yüksek olan Hıristiyan Demokrat Angela Merkel’in, yıllardır ısrarla takmayı sürdürdüğü at gözlüklerini çıkararak dünyaya en azından eski Romalılar kadar geniş bir perspektiften bakabilmesi, sadece onun bu unvana layık olduğunu ispat için değil, dünya ve bölge barışı, tarihi Türk-Alman dostluğu için de en büyük arzumuzdur.

Şefik Kantar

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri