Zwickau’dan Sonra


Bu makale 29 KASIM 2011, SALI 23:42:01 eklenmiştir.
Şefik KANTAR

Zwickau’da iki katil zanlısının ölümü ile gelişen hadiseler, Almanya’da yaşayan Türkleri ve yabancıları, kafalarını ellerinin arasına alarak bu ülkedeki konumlarını ve geleceklerini bir kez daha düşünmek zorunda bıraktı.

Bir tesadüf ile başlayan zincirle birlikte bir çok yabancı Avrupa’nın lider konumdaki ülkesinde hayatının tesadüflere bağlı olduğunu düşünmeye başladı. Öyle ya, devletin belli kurumları tarafından desteklenen, en azından göz yumulan bazı kişiler sekiz yıl süreyle değişik bölgelerde sıradan insanları katlediyor, en işlek caddelerden birinde güpegündüz bomba patlatıyor ve tüm bu hadiseler ancak tesadüfen aydınlanma yoluna giriyor.  

Almanya gibi, Avrupa’nın lideri konumunda, devlet mekanizmasının, örgütlenmesinin güçlü olduğu bir yerde, cinayet ve saldırıların tesadüflerle ortaya çıkması ne inandırıcıdır, ne de kabul edilebilir bir hadisedir. Bu nedenle devlet organları inandırıcı, ikna edici, açık nokta bırakmayacak şekilde ciddi bir soruşturma yapmalı, devlet içindeki uzantıları dahil bu vahşi cinayetleri işleyen şebekeyi tüm unsurlarıyla ortaya çıkarmalıdır.  

Devleti yönetenler konuyu, timsah gözyaşı, taziye ziyareti, gönül alma turizmi, hedef saptırıcı ve kamuoyunu uyutucu beyanatlarla geçiştirmeye çalıştıkları müddetçe inandırıcı olamayacaklardır. Cumhurbaşkanı Wolf’un, Başbakan Merkel’in, İçişleri Bakanı Friedrich’in ve diğer ilgili zevatın yapması gereken, cinayetler tüm yönleri ile aydınlatıldıktan sonra konuşmaktır.

Neo-nazi cinayetleri henüz aydınlatılmamış, işe bulaşanların devlet kurumları ile ilişkileri konusunda inandırıcı açıklamalar yapılmamış iken sarf edilen ‘çok üzüldük’ açıklamalarının kıymeti harbiyesi yoktur. Hele hele dosyası alel acele kapatılan 9 vatandaşımızın yanarak öldüğü Ludwigshafen Yangını hakkında kafalarda iyice büyüyen şüphelerin giderilmesi için gerekli adımların bir an önce atılması hayati öneme haizdir.      

Tüm bunların ardında yatan ana sebep olan Almanya’nın girdiği ‘büyük çıkmaz yol’ konusunu enine boyuna düşünüp, yanlış gidişata dur demekte ülkeyi yönetenlerin görevidir. Mölln’den, Solingen’den başlayıp Ludwigshafen’le zirveye çıkan süreçte hayatını kaybeden onlarca kişinin kanında, ülkeyi yabancı düşmanı, Türk düşmanı, İslam düşmanı bir girdaba sokan sorumluluk mevkiindeki sorumsuz politikacıların rolü büyüktür.

Otuz yıldır sürdürülen uyum tartışmaları, her konuda yabancıların günah keçisi gösterilmesi, tüm olumsuzluklara yabancı bir sorumlu arama çabaları, Türkleri ve Müslümanları hedef alan kanuni düzenlemeler, Almanya’daki ırkçılık rüzgarlarının en önemli müsebbibidir. Vatandaşlık, din, dil, iş piyasası, sosyal haklar, işsizlik, suç ve adalet, eğitim, çocuklar ve gençler, kadın hakları vs gibi konularda yıllardır yapılan maksatlı yayınların toplumu getirdiği nokta ortadadır. Bunun baş sorumluları, yabancı karşıtlığını bir devlet politikası haline getiren siyasilerdir.

Göbbels’in propaganda metodlarıyla hareket eden çevreler, yabancılarla alakalı her konuda gündemle istedikleri gibi oynamakta, maktulleri suçlu gösterme taktikleri ile toplumlar arasındaki birlikte yaşama ve geleceği inşa gayretlerini dinamitlemektedirler. Bu propaganda merkezleri, medyadaki uzantıları ile 9 insanımızın katledilmesinde olsun, Keupstrasse bombalı saldırısında olsun, elinde o yönde hiçbir delil yokken kamuoyunu korkunç bir yönlendirme faaliyeti ile cinayet ve saldırıların yabancı düşmanı kaynaklı olmadığına ikna etmişti. Bu nedenle cinayetlere karşı sessiz kalınmış, suskunlukla geçiştirilmişti.

Her şeyi kolay kabul eden yapımız, Almanya’daki öncü role soyunmuş kişi ve kurumlarımız ile kendisini bir türlü vatandaşına sahip çıkma mes’uliyetinde görmeyen resmi kuruluşlarımızın pasif, ürkek ve nemelazımcı tutumları, toplum fertlerimizi bırakınız yurttaşının, komşusunun, dindaşının hakkını aramasını, kendi hakkını bile arayamaz hale getirmiştir.      

Sokaktaki gariban gurbetçi, kısa yoldan bu ülkeden nasıl kurtulurumun hesaplarını yapmaya başlamıştır. Devletin gerekli politik değişiklikleri yapmayıp, can güvenliği konusunda inandırıcı tedbirleri almadığı müddetçe insanlarımız ‘her an bir eşkıya baskısı bekleme’ psikolojisi içerisinde olacaklardır.

Bu durumda çare Almanya’yı terk etmek olmadığı gibi oturup beklemek de değildir. Hadiselerin ardından kılını kıpırdatmaması, vatandaşlarına sahip çıktığını gösteren bir tutum sergilememesi Türkiye’den de bir şey beklenemeyeceğini göstermektedir. İş başa düşmektedir. Anlı şanlı kanaat önderlerimizin, derneklerimizin, çatı örgütlerimizin ne işe yaradığını bugün görmeyecek isek, ne zaman göreceğiz.

Şefik KANTAR

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Magazinavrupa.com
© Copyright 2013 Magazinavrupa.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haberler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Almanya haberleri