İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Çin devletinin Uygur Türklerine uyguladığı politikalarla ilgili yaptığı açıklamada, “Bölgede, yakın tarihin en büyük insanlık suçlarından biri yaşanmaktadır. Hem konsantrasyon kamplarındaki insanların maruz kaldığı şiddeti hem de kamp dışında hayatın her alanını kuşatarak devam eden kültürel soykırımı gündemde tutmak ve buna tepki göstermek; sivil toplum, medya, devlet yetkilileri ve uluslararası toplumun görevidir.” ifadelerini kullandı.

Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:

“Çin devletinin Uygur Türklerine yönelik uyguladığı etnik ve kültürel soykırım politikaları son yıllarda hızı artarak devam etmektedir. Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri, sayısı 1-2 milyon olarak tahmin edilen Uygur Türkü’nün 1000 civarında toplama kampında tutsak edildiğinin ve temel insan haklarının ihlal edildiğinin altını çizmektedir.

Uygur Türklerini misafir ederek düzenlediğimiz toplantıda, insanlığa karşı suç teşkil eden uygulamaların örneklerini kurbanlar ve ailelerinden dinledik. Bölgede yaşananların canlı şahitleri, sayısı milyonlarla ifade edilen insanların kimi zaman bir gerekçe gösterilmeden kimi zamansa dini inanç ve ibadetler veya Türkiye’ye seyahat etmiş olmak gibi gerekçelerle çocuk-yaşlı kadın-erkek demeden eğitim merkezi adı verilen konsantrasyon kamplarında alıkonduğunu anlattı. Kamplarda bulunanların paylaştığı şiddet, tecavüz ve bilinmeyen ilaçların enjekte edilmesi gibi detaylar, insanın kanını dondurmaktadır. Üç yıldır haber alamadığı 19 yaşındaki oğlunun bedeninin organ ticareti için kullanılmasından korkan anneler, eşi ve çocukları ayrı kamplarda tutulan ve yıllardır hayatta olduklarını bile öğrenemeyen babalar gibi sayısız hikaye, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kahredicidir.

Kampların dışında günlük hayatın her detayı da Çin devleti tarafından yakından takip edilmekte ve tüm Uygur nüfusu bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edilmektedir. Telefon uygulamalarına getirilen  kısıtlamalar ve kameralar gibi teknolojik gözetim araçlarından evlere gelip kişilerin inanç ve siyasi görüşlerine dair izler arayan devlet görevlilerine varan çeşitli yöntemlerle Uygur halkı şiddetli baskı altında tutulmaktadır.  Yurt dışındaki aile üyeleri, akraba ve arkadaşlarıyla iletişim kuranlar, kendilerinin ve en yakınlarının özgürlüklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu yoğun baskı, bölgedeki durumun vahameti hakkında yeterli bilgi edinilmesini de ne yazık ki engellemektedir. 

2020’li yıllara girmekte olduğumuz şu günlerde, bu kadar büyük ölçekte bir insanlık suçuna göz yumulması insanlık ve uluslararası toplum adına çok kaygı verici bir durum.  Sivil toplumun bir parçası olarak bireylerin ve insani kuruluşların yanı sıra, ülkemizde de medyanın bu vahşete daha çok dikkat çekmesi elzemdir.  Bunun ötesinde, birçok insan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile evli oldukları, Türkiye’ye seyahat ettikleri veyahut Cumhurbaşkanı’mızı destekledikleri için Çin kamplarında tutsak durumdalar. Ülkemizin çok güçlü bir şekilde bu insan hakları ihlallerine karşı durup bunu uluslararası arenada dile getirmesi ve Uygur Türklerine sürdürdüğü desteği artırması zaruridir.’’