Sınır tanımayan bir tüketim, sürekli yarış, kendini başkalarına beǧendirme, olaǧanüstü bir gösteriş gibi deǧerlerin hakim olduǧu yaşam anlayışında gençlerin iç huzuru yakalamaları imkansız hale geliyor. Toplumun gençlerden beklentisi büyük ve aǧır. Toplum sürekli deǧişiyor. Modern ve yoǧunlaşan toplumda ayakta kalabilme ve varlıklarını kaliteli bir şekilde sürdürmek için proteston gençler dini hayatı tercih ediyorlar.

Geçtiǧimiz hafta sonu Trouw gazetesinin ‘Din ve Felsefe’ ekinde ‘Yoǧun topluma karşı çare: Manastır’ başlıǧı ile ilginç bir yazı yayınlandı. Jonathan Janssen’in kaleme aldıǧı yazıda gençlerin toplumun yüksek beklentileri karşısında ezildikleri, bu duruma yardımcı olmak amacıyla Zeist kasabasındaki eski Protestan İncil Okulu De Wittenberg’in gençlerin Allah’ı ve huzuru bulabilecekleri bir program sunulduǧuna dikkat çekiliyor.

Neden böyle bir program? Okul sorusuna okulun koordinatörü Niek Tramper şu cevabı veriyor: “gençler birbirlerine hizmet etmeyi, toplum için sorumluluk almayı, farklı kişilerle bir arada yaşamayı, paylaşmayı öǧrenmeleri gerekiyor. Dini kişilik gelişimi yanısıra, iç huzur ve yoǧun toplumda ayakta kalabilmeyi tecrübe etmeliler. Zira günümüz toplumunun gençlerden beklentisi büyük. Yoǧunluktan kurtulup kendilerini dinlemeleri, kendi içine yolculuk yapmaları gerekiyor”.

Okula devam eden öǧrencilerin cevapları da ilginç ve koordinatörü doǧrular mahiyette. Yazılım uzmanı otuzbir yaşındaki Frank Steenbergen “gençlerin yoǧunluktan dolayı yaptıkları işlere ilgi ve alakanın azalıyor, isteksizlikle karşı karşıya kalıyoruz. Oysa, Manastır’daki yaşam yani birlikte ibadet etmek, birlikte yemek Allah’a olan inancımızı güçlendiriyor” diyor. Yirmibir yaşındaki Corrie Klein ise “buraya gelmeden önce başkalarının benim hakkımdaki düşünceleriyle meşgul oluyordum. Ama burada kendimle meşgulüm, hergün saat sekizde kalkıyorum. İbadetimi yapıyorum. Sonra çalışıyorum. Öǧle ibadetimi yapıyorum. Akşam birlikte yemek yiyoruz. Akşam ibadetinden sonra saat dokuzda uyuyorum” diyor.

Manastır hayatı sadece dini faaliyetlerle sınırlı deǧil. Öǧrenci yurtlarını anımsatan ancak daha programlı bir yaşam hakim. Basketbol, futbol, masa tenisi, birlikte ormanda koşmak, mıntıka temizliǧi gibi faaliyetlerin yanısıra, Çarşamba akşamları misafir konuşmacıların katıldıǧı seminerler organize ediliyor.

Özellikle yirmili yaşlarda gençlerin, heyecanlı ve hareketli toplumda daha çok huzur aradıklarını belirten koordinatör Tramper, gelecek yıl için 17 – 25 yaş grubuna yönelik beş ay devam edecek programlar geliştirdiklerini söylüyor. Gençlere özel bu programın içeriǧi dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm Allah hakkında. İkinci bölüm ‘ne istiyorum? Sorusuna cevap. Üçüncü bölüm başkalarıyla ilişki ve iletişim. Son bölüm ise Allah bizden ne istiyor? Sorusuna cevap. De Wittenberg Manastırı yanısıra ülkenin farklı yerlerinde okula giden veya çalışan gençler bir yıl olmak üzere Manastır yaşamını tecrübe ediyorlar.

Modern, yoǧun, hareketli günümüz toplumunda protestan gençleri kimliklerini Manastır eǧitimi ve yaşamı tecrübesiyle de oluşturabiliyorlar. Kalabalıklar içinde kendini yalnız hisseden gençlere imkan sunuluyor. Ana mesaj kişinin kendisine yolculuk yapması. Hakim yaşam biçiminin dışına çıkmayı denemesi.

Evet. Avrupa toplumunun bir parçası olan Protestan gençlik bu şekilde modernitenin dayatmasına karşı kendini koruma yöntemleri geliştirirken, azınlık olarak Avrupa’da yaşan Müslüman Türk gençleri ne yapmalı peki? Camiler, dernekler, vakıflar dahil, ancak bu merkezlerin dışında da Müslüman Türk kimliǧini koruyabilmenin, geliştirebilmenin farklı metodlarını aramalıyız.

Veyis Güngör