Türkiye’nin Düsseldorf Başkonsolosu Ayşegül Gökçen Karaarslan, Barış Pınarı Harekatı hakkında Türk ve Alman basınına açıklamada bulundu.

Başkonsolos Karaarslan’ın açıklaması şu şekilde:

“Türkiye, ulusal güvenliği için risk ve tehdit oluşturan birçok terör örgütüyle kararlılıkla mücadele etmektedir.

Bu terör örgütlerine karşı mücadele etme kararlılığımız tamdır. Uluslararası alanda bu çerçevede ortaya konulan çabalara başından itibaren tam destek verdik.

Ülkemiz, 2017 yılında başarıyla neticelendirilen Fırat Kalkanı Harekatı ve 2018 yılında icra edilen Zeytin Dalı Harekatı’yla 4.000 km²’yi aşkın alanı DEAŞ ve PYD/YPG teröründen arındırmıştır. 360 binden fazla Suriyeli bu bölgelerdeki evlerine dönebilmiştir.

Ancak, sınırlarımıza yönelik Suriye kaynaklı terör tehdidi sona ermiş değildir. Özellikle Fırat’ın doğusunda sınırın ötesinde konuşlu PYD/YPG terör örgütü unsurlarınca, son iki yılda yüzün üzerinde taciz ve hasmane eyleme maruz kaldık.

Bu bölgedeki PYD/YPG tünelleri vasıtasıyla topraklarımıza patlayıcı ve mühimmat kaçırılmakta olup bu malzemeler PKK terör örgütüne transfer edilmektedir.

PYD/YPG, Suriye içinde ve Suriyelilere yönelik de terör saldırıları düzenlemektedir. Özellikle kuzeybatı Suriye’de, PYD/YPG’ye bağlı açık kaynaklara göre dahi, 220’den fazla PYD/YPG saldırısı kaydedilmiştir.

Ayrıca, PYD/YPG’nin elinde tuttuğu bazı DEAŞ’lı militanları Türkiye’ye geçmeleri ve buralarda terör eylemi yapmaları karşılığında serbest bıraktığına yönelik güvenli kanıtlar mevcuttur.

PYD/YPG’nin, çocuk asker alımı, muhaliflere yönelik korkutma, demografik yapının değiştirilmesi ve kontrolü altındaki alanlarda zorunlu askere alma gibi insan hakları ihlalleri yaptığına dair artan oranda kanıt bulunmaktadır. Yerel halkın PYD/YPG’nin mezalimine karşı şikayetleri tepkileri sürekli artmaktadır.

PYD/YPG tehdidine yönelik beklenti ve hassasiyetlerimiz, Fırat’ın doğusunda askeri ve sivil mevcudiyeti bulunan, başta ABD olmak üzere tüm ilgili Müttefik ülkeler nezdinde her düzeyde defaatle dikkate getirilmiştir.  

Meşru güvenlik kaygılarımızı ele almak ve DEAŞ’le mücadeleyi sürdürmek amacıyla güvenli bir bölge oluşturulması konusunda ABD’yle görüşmelerimiz sonuçsuz kalmıştır.

Tüm temaslarımızda, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızı gerektiğinde kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi vurguladık.

Türkiye’nin, sınırlarının yanıbaşındaki teröristlerin varlığına tahammül etmesinin beklenmemesi gerektiğini yineledik. Ayrılıkçı gündemlere sahip terörist grupların varlığı da Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini tehdit etmektedir.

Bu arkaplan ışığında, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 9 Ekim tarihinde “Barış Pınarı Harekatı” başlatılmıştır.

Harekatın amacı, ülkemiz sınırlarının güvenliğini sağlamak, bölgedeki teröristleri etkisiz hale getirmek ve bu suretle Suriye halkını teröristlerin baskı ve zulmünden kurtarmaktır.

Harekat, uluslararası hukuk temelinde, BM Şartı’nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkımız ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin 1373(2001), 1624(2005), 2170(2014) ve 2178(2014) 2249(2015) ve 2254(2015) sayılı kararları uyarınca, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı temelinde başlatılmıştır.

Daha önceki harekatlarda olduğu gibi, bu harekatın planlama ve icrasında da sadece bahsekonu terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereç hedef alınmakta olup, sivil halkın zarar görmemesi için gereken her türlü tedbir alınmaktadır.

Bildiğiniz üzere, 17 Ekim 2019 tarihinde ABD makamlarıyla Ankara’da yapılan temaslarda, muhataplarımız  Türkiye’nin meşru güvenlik çıkarlarının korunması bakımından güvenli bölgenin önemini ve işlevselliğini kabul etmiş ve harekatımızın ve hedeflerimizin meşru olduğunu teslim etmiştir.

Görüşmeler uyarınca, YPG’nin120 saat içinde güvenli bölgeden çıkması için Barış Pınarı Operasyonuna ara verilmiştir. Güvenli bölgeden, terör unsurları tamamen çıktıktan sonra harekatın durdurması söz konusu olacaktır.

Bildiğiniz üzere, bu konuda Kuzeydoğu Suriye’ye İlişkin Türkiye-ABD Ortak Açıklaması yapılmıştır.

Bu şekilde, ABD tarafı ile,  YPG’nin ağır silahlarının toplanması, mevzilerinin ve tahkimatlarının imha edilmesi hususlarında tam mutabakat sağlanmıştır.

Bu görüşmelerde Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde siyasi sürece bağlılığımız da tekrar vurgulanmıştır.

Amacımız 20 mil, yani 32 kilometre derinlikte ve de Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar, yani 444 kilometrelik bir uzunlukta hiçbir teröristin kalmaması ve tüm bu bölgenin güvenli bölge olarak tesis edilmesidir.

Bu bizim güvenliğimiz açısından önem olmakla birlikte, aynı zamanda bu bölgelere Suriye’de evini terk etmek zorunda kalan Türkiye’deki ve Suriye içindeki yerinden edilmiş insanların ve göçmenlerin dönmesi için de önemlidir. Konunun sadece güvenlik boyutu yoktur. Güvenlik boyutu önemlidir ancak insani boyutu da mevcuttur, göçmenlerin ülkelerine dönmesi sözkonusudur. Dolayısıyla Türkiye tarafından bu bölgenin tamamının güvenli bölge haline gelmesi için gerekli adımlar atılmaya devam edecektir.

Fırat’ın doğusunda DEAŞ’la mücadele konusunda da müttefiklerimizle eşgüdüm ve işbirliği içinde çalışmaya devam edilecektir. DEAŞ’a karşı bugüne kadar Türkiye çok kararlı bir mücadele vermiştir ve Suriye’de 3 bin, Irak’la beraber toplamda 4 binden fazla DEAŞ’lı teröristi Türkiye etkisiz hale getirmiştir.”